Ayetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.7.14

SEN RABB'İN İÇİN ÇOK ÖZELSİN!!!



                                                  


     Sen kendini çok özel hissetmek, değer verilmek ve takdir edilmek istiyorsun öyle değil mi? Ve bunu çoğu zaman çevrendeki insanlardan bekliyorsun. Rabbinin senin nasıl düşündüğünü, sana nasıl değer verdiğini, senin için, senin rahat ve huzurun için nasıl tüm kainatı hizmetine sunduğunu biliyormusun? Rabbinin seni nasıl eşsiz bir varlık kıldığından haberin varmı? 

     Rabbin göklerde ve yerdeki her şeyi senin hizmetine sunduğunu şöyle haber veriyor:

     "Göklerdeki ve yerdeki her şeyi kendi katından (bir nimet olarak) sizin hizmetinize verendir. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır."  Casiye, 13

     Rahat rahat dolaşasın diye yeryüzünü dağlarla sabitlediğini sana şöyle haber veriyor:

     "Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar; yolunuzu bulmanız için de nehirler, yollar ve nice işaretler meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar." Nahl, 15-16

     "O, gökleri görebildiğiniz bir direk olmaksızın yarattı, sizi sarsmasın diye yere de ulu dağlar koydu ve orada her çeşit canlıyı yaydı. Biz gökyüzünden su indirip, orada her faydalı nebattan çift çift bitirdik." Lokman, 10

     Gökyüzünden yağmuru senin için indirdiğini söylüyor:

     "O, gökten sizin için su indirendir. İçilecek su ondandır. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de onunla meydana gelir." Nahl,10

     Yağmuru vesile kılarak senin için çeşit çeşit meyve ve sebzeler var ettiğini söylüyor:

     "Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır." Nahl, 11

     Yarattığı çeşitli meyva ve sebzeleri ve daha başka nice şeyleri senin göz zevkine hitap etsin diye çeşitli renklerde ve şekillerde yarattığını haber veriyor:

18.6.14

KUR'AN VE SÜNNETTE CEMAAT KAVRAMI


Esselamu aleykumve rahmetullah değerli dostlar...

-----------------------------------------------
+  Selamun aleykum
_  Aleykum selam ve rahmetullah kardeşim.
MaşaAllah ne güzel böyle dininizi yaşıyorsunuz.
_ Hamdolsun Rabbimize bu bizim kulluk görevimiz.
+ Öyle, öyle tabii şey kardeşim hangi cemaattensiniz?
_ Allah Resulünün sünnetine uymaya çalışıyoruz.
+ Ya tamam hepimiz Allah ve Resulune uymaya calışıyoruz ama siz yine de söyleseniz hangi cemaate mensup olduğunuzu?...

     Eğer görünüş itibari ile İslami bir kimliğiniz varsa ilk tanıştığınız insanla ilk muhatap olduğunuz konuşma genellikle yukarıdakine benzer bir konuşma oluyor değil mi? Siz her ne kadar tek bir cemaat olması gerektiğini ve sizinde O'na mensup olduğunuzu anlatmaya çalışsanızda muhatabınız her sözünüzü onaylayarak, kendi sorusunu yineliyor "hangi cemaattensiniz?"
     Değerli dostlar "Cemaat" kavramının Kur'an ve Sünnette ne şekilde anlamlandırıldığını merak ettiniz mi hiç?   İçinde bulunmamız emredilen cemaat hangi cemaattir?   Ne gibi özellikler taşıması gerekir?  Cemaatler ayrılıkların kaynağı mı yoksa toparlayıcısımı olmalıdır?
     Toplum içerisinde çok yaygın bir deyim vardır "Sürüden ayrılanı kurt kapar" diye. Halk arasında bu deyim sıkça kullanılarak mutlaka bir cemaat içinde olmamız gerektiğine dair vurgu yapılır. Peki dostlar günümüzde cemaatten ayrılanı mı kurt kapıyor, yoksa cemaatler birer kurt haline gelmiş insanları mı kapıyor?

14.6.14

DERDİ DÜNYA OLANIN, DÜNYA KADAR DERDİ OLUR


"Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur." ( Hadid, 20)

Allahuekber!

Dünyanın, hayatın ve insanın yaratıcısı ne kadar doğru söylüyor. Bu dünyanın süsüne ve eğlencesine ne kolay kapılıyoruz.  Bize emanet olarak verilenlerle nasılda üstünlük yarışına giriyoruz. 

Etrafımda gördüğüm hayatların, şahit olduğum konuşmaların, muhatap olduğum soruların ve dinlediğim sorunların tek eksiği var: İslamsızlık... İslamsızlığında ötesinde insansızlık..
  
"...Abimin sahip olduğu iki kızı da evlenip onları terkettiler ve onları bir daha görmek istemiyorlar..."

"...Oğlum iki sene flört ettikten sonra nişanlanlandığı kızdan kültür farklılığından dolayı ayrıldı.."

"...Gücümüzü aşan bir masrafın altına girdiğimizden dolayı düğünde takılan tüm takılarım borca gitti..."

"...Kızım üniversite okurken kaldığı şehirde tanıştığı bir gençle evlenmek istiyor. Fakat o genci gözümüz hiç tutmadı..."

Vs... vs.....

Bugün bunlar gibi bir çok konuşmaya şahit oldum. Kelimeler boğazımda düğümlendi, içime akıttım sözlerimi sürekli.  İnsanların, evlerin, ailelerin, hayatların ne denli İslama aç olduğunu bir kez daha farkettim.  "Bunların tümünün ilacı Kur'an eczanesinde mevcut." diyesim geldi. Hemen anlatasım "Hiç paniğe kapılmayın! Hepsinin çözümü var." diye söyleyesim geldi. Acil zamanlarda sokak sokak nöbetçi eczane arayan insanların adeta alarm veren ruhları için hiç şifa aramamaları gerçekten hayret verici...

Ve şunu bir kez daha anladimki yaşamın gerçek gayesini çözememiş insanlar yığınla dert ve sorunla boğuşuyor. Problemleri onları meşgul ettikçe, meşguliyetleri onları hayatın gerçek gayesini farketmekten alıkoyuyor ve böyle bir kısır döngü içinde yaşayıp gidiyorlar. 

Ruhlarımızın tabibi bize ne güzel ölçüler koymuş ve bizi gelip geçici olana değil, hiç geçmeyecek ve bitmeyecek olana yönlendirmiş. 

"Kimin arzusu ahiret olursa, Allah onun kalbine zenginliğinden koyar ve işlerini derli toplu kılar; artık dünya ona ha­kir ( Küçülmüş ) olarak gelmeye başlar. Kimin hedefi de dünya olursa, Allah, i­ki gözünün arasına ( dünyanın ) fakirliğini koyar; işlerini de darmadağınık eder. Netice olarak; dünyadan da eline, ken­dine takdir edilmiş olandan fazlası geçmez .” (Tirmizi, Kıyamet 31, Hds.: 2467)

Vallahi O Allah'ın Resulüdür.  İnsanda beden ve ruh bütünlüğünün ne denli önemli olduğunu, ruhunu ihmal edenin dünyasını mamur etmesinin asla mümkün olmadığını Allah resulu sallallahu aleyhi ve sellem muhteşem bir şekilde özetlemiş.


Dertlerimiz, tasalarımız daha uzun vadeli olsun dostlar..  Daha ulvi amaçları olsun..



Akıllı insana yaraşır şekilde olsun...

12.6.14

SAHABEVARİ GENÇLİĞİN EVLİLİK TEKLİFİ


                               Sevda Uğruna

...Gelen mektup beklediği mektuptu. Odasına geçip derhal açmıştı mektubu... İbrahim evlilik teklifi göndermişti.

İbrahim kendisine düşünmesi için uzunca bir süre vermiş, ''Niçin evleneceğinin'' net cevabını bulmasını istemişti. Şayet Allah için evlenecekse sonuna kadar kendisinin yanında olduğunu vurgulamış, eğer sadece duygu içinse, duyguların geçici ve çoğu zaman sağlıklı karar vermeye engel olduğunu belirtmişti. Evlilik için şartlarını sıralarken, Sevda'dan da isteklerini yazmasını talep etmişti.

İbrahim yazdığı mektubunda: ''Sevda Hanım hürmetlerimle

Allah'ın Rasulu buyurdular ki: ''Kadınla dört şeyden dolayı evlenilir: Malı, soyu, güzelliği ve dindarlığı. Sen dindar olanı seç, mutlu olursun." (Buhari, Nikah,15)

Buradan hareketle hayat nizamım olan İslam'ın direktiflerinden zerre ödün vermeden bu, nikah gibi önemli bir ibadeti yapmak istiyorum. Bu ibadetimi yerine getirirken de eş olarak düşündüğüm sizlerden beklentilerim şunlardır:

1. Aile temelimizde Tevhid olacak.

Tevhid temeli derken kastım şudur: Evimizde ne erkeğin ne kadının, ne büyüklerin ne geleneğin, ne demokratik kuralların ne modernist algıların, ne Kemalist rejimin ve ne de Avrupa normlarının değil, sadece ama sadece Allah'ın dediği hakim olacak. Tevhid'in özünü şu ayetle ifade etmeye çalışayım. Yegane İlahımız Allah, hayat kitabımız Kur'an- Kerim'in Hac suresinin yetmiş dördüncü ayetinde şöyle buyurmuştur:

''Allah'ın kadrini gereği gibi takdir edemediler, hakika Allah, yegane kaviy, yegane azizdir.''

Buradaki hakkıyla takdir elbette ki O'nu sahip olduğu tüm vasıf ve sıfatlarıyla bilip iman etmektir...
Evimizde tek söz sahibi Allah ve O'nun Rasulu olacaktır... İstisnasız her işte bu böyledir...

2. Evimiz kulluk prensibi üzerine bina olunmak zorundadır. Bu da takva ile icra edilmelidir...

''Ey İman edenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekiyorsa öyle korkun, hakkı ile muttaki olun ve her halde müslüman olarak can verin...'' (Ali İmran: 102)

Gerektiği gibi korkma için, hayatı titiz yaşamak gerekir. Allah rızasına aykırı olan her şeyden birlikte yüz çevirmektir ailede takvadan kastımız... Bu konuda birbirimizin zevci olabilmektir amaç... Zevc ise bir bütünün yarısı demektir. Biri olmayınca öteki yarımın, yarım kalacağı, eksik kalacağı anlamında bir bütünün yarısıdır...

İşte biz de beraber kulluk yürüyüşü yapacaksak şayet: ''Birisi olmayınca ötekinin yarım kalacağı bir yol arkadaşı olmaktır amacımız.''

14.6.13

İNANAN KADIN KİMLİĞİ: KADINI DEĞERLİ KILAN ALLAH’A İMANDIR



Selamun aleykum ve rahmetullah değerli kardeşlerim

     Kadının kimliği yazı dizimizde bu güne kadar sırası ile kadının yaratılışı, kadın kimliğine atılan ilk iftira ve insani yönü ile kadından bahsettik. Bugün ise iman eden kadın kimliğinden bahsedeğiz Allah’ın izni ile.

KADINI DEĞERLİ KILAN ALLAH’A İMANDIR

     Kardeşlerim, Allah subhanehu ve teala tüm varlıkları yaratmış ve hepsi  için bir gaye ve program belirlemiştir. Allah subhanehu ve teala insanı, yarattığı tüm varlıkların en şereflisi ve efendisi yapmıştır.  İnsan için bu şerefe sahip olmanın ve varlıkların en üstünü olmanın tek bir yolu vardır ki, o da yaratıcısı olan Allah’a imandır. Rabbimiz bu konuda “eğer inanıyorsanız üstünsünüz” buyurarak, üstünlüğün ancak imanla mümkün olacağını açıkca belirtmiştir. Yani diğer varlıklara üstün olmanın sırrı insan olmak değil, inanan insan olmaktır.

     Kardeşlerim, bu kural insanlığın yarısı olması dolayısıyla kadın içinde geçerlidir. Kadın insani yönüyle tüm mahlukattan daha değerlidir, daha şereflidir. Fakat kadını böyle değerli ve şerefli yapan insani yönü değil, imani yönüdür. Kadın yaratıcısına olan imanı sayesinde bu şerefe nail olur. Hayata iman penceresinden bakan bir kadın her yönü ile kendine değer katar ve Rabbi katında da değerli olur. Yoksa imandan mahrum kalmış kadınların ne kendileri nezdinde, ne de yaratıcıları nezdinde hiçbir kıymet ve değeri yoktur. Nasıl olsun ki? Rabbimiz insanı insan yapan değerin ancak ve ancak iman ile olacağını, iman etmeyen insanın hayvanlar gibi hatta daha da aşağı olacağını bize şöyle haber vermektedir:

“İncir ve zeytine, Sînâ dağına ve şu güvenli beldeye yemin ederim ki, biz insanı en güzel bir şekilde yarattık.

Sonra da, îman edenler ve sâlih amel işleyenler hâriç, onu, aşağıların en aşağısına ittik” (Tin, 1-5)

19.5.13

LA İLAHE İLLALLAH HANGİ ŞARTLARDA GEÇERLİ OLUR




Selamun aleykum ve rahmetullah değerli dostlarım

   Bu günkü yazımızın konusu İslam dairesine girişin parolası olan “La ilahe illAllah” cümlesinin geçerli olabilmesi için gerekli şartların neler olduğu ve bu şartları ne şekilde yerine getireceğimiz olacak inşaAllah.
Sizde takdir edersinizki, her sıfatın, her konumun belli şartları ve kuralları vardır. Bir ülkenin vatandaşı olurken, bir işe girerken, bir sözleşme imzalarken şartlarla ve kurallarla karşılaşırız. Bunları okumadan, şartlarının ne olduğunu bilmeden, hangi kurallara uymamız gerektiğini iyice anlamadan kesinlikle bu belgelerin altına imzamızı atmayız.  Neden? Çünkü neye evet dediğimizi ve neleri kabul ettiğimizi bilmek ve idrakinde olmak isteriz doğal olarak.
    İşte kardeşlerim, yukarıdaki örnekde olduğu gibi kişi müslüman olurkende yeni bir kimliğe ve sıfata sahip olur. Rabbiyle bir sözleşme ve anlaşma gerçekleştirir. Bu sözleşmenin anahtar kelimesi ise La ilahe illAllah cümlesidir. Bu sözleşmeyi yapıp bu cümleleri söyleyen herkes söylemeden önce neyi kabul ettiğini, neyi reddettiğini, şartlarının ve kurallarının ne olduğunu çok iyi bilmek zorundadır. Çünkü kişinin bilincinde olmadan yaptığı sözleşmenin hiçbir değeri yoktur. Bu kelimenin manası bilinmeden, kalplerde derinlemesine yer etmeden ve organlar bu kelimelerin gereği ile amel etmeden tüm iman iddiaları boştur.

SAHİH NASLARLA LA İLAHE İLLALLAHIN ŞARTLARI

  Toplumumuzdaki iman anlayışı Allah Resulunun bu konudaki hadislerinden sadece biri üzerine bina edilmiştir. O hadisde şudur kardeşlerim:
“Her kim La ilahe illAllah “derse” cennete girer.”
Halbuki La ilahe illAllah’ın geçerli olabilmesi için yukarıdaki hadis gibi başka birçok şart getiren hadislerde mevcuttur. Ama her nedense bunlar hiç dikkate alınmamış bu konu ile alakalı sadece tek delil varmış gibi hareket edilerek La ilahe illAllahı sadece dille telaffuz etmenin insanın müslüman olması için yeterli olacağı düşünülmüştür. Evet bu kelimeyi, telaffuz etmek bir kişinin İslam dairesi içine girebilmesi için gereklidir ama yeterli değildir.

6.5.13

MEKKELİLER NASIL MÜŞRİK BİR TOPLUM OLDU? (2)


Esselamu aleykum ve rahmetullah sevgili kardeşlerim.

   Yazılarımızda iki haftadır şirkin tarihi geçmişini inceledik ve ilk çıkış hikayesini öğrendik. İslam dininin ilk muhatapları oldukları için Mekke toplumunun durumunu inceledik. Kendilerine yeni bir mesaj gönderilmesinin altında yatan etkenleri hep birlikte gözden geçirdik.
   Bizim bu tarihi yolculuğa çıkıp şirkin işlendiği toplumları mercek altına almamızdaki amaç, onlarla günümüz arasında bağlantı kurarak hata edip şirke düştükleri noktaları tesbit edip, aynı hatalara bizimde düşmemizi engellemektir. Geri dönüşü olmayan gün gelmeden önce kardeşler olarak birbirimizi uyarmak, affedilmeyecek tek günah olan, tek bir amelimizde dahi bulunsa diğer salih amellerimizin hepsini iptal eden şirk hususunda birbirimizi bilgilendirmek ve bilinçlendirmektir. 
   Tarihten yaşanmış örneklerle bunu daha iyi anlamamızı sağlamaktır. Fakat bizim tamamen samimi duygular ile yapmış olduğumuz bu uyarılar bazı kardeşlerimizin hoşuna gitmeyerek hernedense  onları rahatsız etmiştir.  Şu husus iyice anlaşılmalıdır ki, bizim gayemiz içimizde kemikleşmiş şirk unsurlarını belirterek kardeşlerimizi bilinçlendirmektir, kimseyi itham etmek veya müşriklik isnad etmek değildir.

5.5.13

ALLAH’IN KULLARI ÜZERİNDE, KULLARINDA ALLAH ÜZERİNDEKİ HAKKI NEDİR BİLİYORMUSUNUZ?




Selamun aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu..

Gününüz hayr olsun kardeşlerim, Rabbim niyetlerinizi halis, amellerinizi sahih kılsın. Amiin.

Kardeşlerim, bildiğiniz gibi dünya hayatında hepimizin huzur, güven ve adalet içinde yaşayabilmesi için belirlenmiş haklar ve kurallar vardır. Bu kurallar günümüzde ülkeden ülkeye, toplumdan topluma değişkenlik göstermektedir. Tüm kainatın yaratıcısı olan Allah subhanehu ve teala’da kulları için belli haklar ve kurallar belirlemiş ve Islam dini vasıtası ile bunları bize açıklamıştır. Islam terminolejisinde bu bölümün adına “Islam hukuku“ denmektedir. 

Hukuk kelimesi Arapça "hak" kökünden gelir ve bu kelimenin çoğuludur. Yani  haklar anlamına gelir. Islam hukukunda tüm canlıların yaşamını huzur, güven, adalet icinde yaşayıp, bir düzen ve intizam içinde devam ettirebilmesi icin bu haklar Allah subhanehu ve teala tarafından en adil bir şekilde belirlenmiş, her hak sahibinin sınırları en mükemmel şekilde çizilmiştir.


İNSAN İLE RABBİ ARASINDAKI SÖZLEŞME




Selamun aleykum değerli kardeşlerim, 

   Rabbimize hamdolsunki bu hafta da yeni bir konu ile birlikteyiz. Bu haftaki konumuzu size hiçte yabancı olmayan bir söylem üzerine bina edeceğiz.
   Sizde mutlaka duymuşsunuzdur. Toplumumuzda “Ne zamandan beri müslümansın?“ diye sorulduğunda “Kalu beladan beri.“ diye cevap verilen bir söylem vardır. Hiç dilimize bu denli yerleşmiş bu söylemin ne anlama gelebileceğini  düşündük mü?

   Bugün Rabbimin yardımı ile hep beraber bu söylemin içeriğini öğrenmeye çalışalım inşaAllah.


İNSANIN RABBİNE KARŞI SORUMLULUĞU NE ZAMAN BAŞLAMIŞTIR?

   İlk olarak şunu düzeltmemiz gerekir ki, toplumumuzda yaygınlık kazanan “Ne zamandan beri müslümansın?“ sorusu yanlış bir soru şeklidir. Bu sorunun “Ne zamandan beri Rabbine karşı sorumlusun?“ olması gerekir. Çünkü insan o boyutta sadece bir Rabbin, yaratıcının olduğunu kabul ve ikrar etmiştir. Bu ise insanın müslüman olması için yeterli değildir. Bu soru çoğunluk olarak müslüman bir toplum olduğumuzdan ve olaya bu gözle baktığımızdan dolayı dilimizde bu şekle dönüşmüş kardeşlerim.