Akide etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Akide etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.6.14

KUR'AN VE SÜNNETTE CEMAAT KAVRAMI


Esselamu aleykumve rahmetullah değerli dostlar...

-----------------------------------------------
+  Selamun aleykum
_  Aleykum selam ve rahmetullah kardeşim.
MaşaAllah ne güzel böyle dininizi yaşıyorsunuz.
_ Hamdolsun Rabbimize bu bizim kulluk görevimiz.
+ Öyle, öyle tabii şey kardeşim hangi cemaattensiniz?
_ Allah Resulünün sünnetine uymaya çalışıyoruz.
+ Ya tamam hepimiz Allah ve Resulune uymaya calışıyoruz ama siz yine de söyleseniz hangi cemaate mensup olduğunuzu?...

     Eğer görünüş itibari ile İslami bir kimliğiniz varsa ilk tanıştığınız insanla ilk muhatap olduğunuz konuşma genellikle yukarıdakine benzer bir konuşma oluyor değil mi? Siz her ne kadar tek bir cemaat olması gerektiğini ve sizinde O'na mensup olduğunuzu anlatmaya çalışsanızda muhatabınız her sözünüzü onaylayarak, kendi sorusunu yineliyor "hangi cemaattensiniz?"
     Değerli dostlar "Cemaat" kavramının Kur'an ve Sünnette ne şekilde anlamlandırıldığını merak ettiniz mi hiç?   İçinde bulunmamız emredilen cemaat hangi cemaattir?   Ne gibi özellikler taşıması gerekir?  Cemaatler ayrılıkların kaynağı mı yoksa toparlayıcısımı olmalıdır?
     Toplum içerisinde çok yaygın bir deyim vardır "Sürüden ayrılanı kurt kapar" diye. Halk arasında bu deyim sıkça kullanılarak mutlaka bir cemaat içinde olmamız gerektiğine dair vurgu yapılır. Peki dostlar günümüzde cemaatten ayrılanı mı kurt kapıyor, yoksa cemaatler birer kurt haline gelmiş insanları mı kapıyor?

26.5.14

KURTULUŞ ALLAH'I BİLMEKTE Mİ, YOKSA BİRLEMEKTE Mİ?



       Esselamu aleykum gönül dostlarım..

     Dünyaya gelirken tabiatımıza formatlanan tek Rab bilinci bizim kurtuluşumuz için yeterli midir diye sormuştuk en son...

     Bu soru aslında günümüzde cevabının karmaşık bir hal aldığı, kelimelerin manalarından soyutlanmasından dolayı tam olarak anlaşılamayan konulardan biri. Bu sorunun kişiden kişiye, ortamdan ortama değişen bir cevabının bulunduğu muhakkak fakat öncelikli olarak soruyu genel kuralları ile cevaplayalım inşaAllah...



TEK RAB BİLİNCİ İNSANIN KURTULUŞU İÇİN YETERLİ MİDİR?

     Kavram karmaşası içinde ayırdetmemiz gereken en önemli konulardan biri Allah'ı bilmek ile Allah'ı birlemenin arasındaki farkdır. Bir çoğumuz Allah’ı (yaratıcı olan, öldüren, dirilten, rızık veren, yağmuru yağdıran vb…olduğunu) bilmenin Allah’ı birlemekle yani tevhid ile aynı şey olduğunu düşünürüz. Allah’ın varlığını bilip kabul ettiğimiz taktirde kulluk görevimizi yerine getirdiğimizi zannederiz…..


Halbuki tek Rab bilinci ve itirafı her insanın dünyaya gelirken beraberinde getirdiği, doğuştan tabiatına atılan formatın bir sonucudur. Bu sebepden dolayı Rab olarak sadece Allah subhanehu ve tealayı kabul ve itiraf etmek insanın sonradan kendi gayreti ile kazandığı bir meziyet ve özellik değil, doğal bir haldir. Ve dünyaya gelen her insan bu konuda eşittir.

     İnsana bir değer, ebedi bir hayat ve cennet kazandıracak kulluk ve sorumluluk ise doğuştan sahip olduğumuz tüm bu donanımla  tek olarak kabul ettiğimiz Rabbimize asla şirk koşmamamız, kulluğumuzu sadece O'na sunmamız, bu kullukda O'na hiçbir şeyi ortak koşmamamızdır. Rabbimizin bizden kul olarak istediği budur. Bunu da nasıl gercekleştireceğimizi bizim için kitaplar indirerek, resuller göndererek açıklamıştır.

23.5.14

İNSANA DÜNYAYA GELİRKEN VERİLEN FITRİ BİLGİLER


Selamun aleykum dostlar,

     Bundan önceki yazımızda  içimizdeki sesten ve bizi hiç rahat bırakmadığından bahsetmiş ve bir sonraki yazımızda bunu anlamaya çalışalım demiştik. 

     İyi güzel şeyler yaptığımızda bizi ilk olarak onaylayan, kötü ve çirken şeyler yaptığımızda da yine herkesten önce eleştiren bu ses ne için, kimin adına ve hangi maksatla bunu yapıyor?..   Sınırsız, mükemmel, olağanüstü bir varlığın kendimizle birlikte herşeyin yaratıcısı olduğunu sürekli bize haykırdığına göre bu bilgileri nereden alıyor?..   Hepimizin cevabını merak ettiği sorulardır bunlar sanırım öyle değil mi?

     Hani halk arasında "dünyaya yeni gelen her bebek tertemiz bir sayfa gibidir" denirya, bu söz eksik bir sözdür. Aslında bu söz " dünyaya gelen her bebek o tertemiz sayfayı en güzel bir şekilde yazıp çizebilecek ve en doğru bir şekilde doldurabilecek kabiliyet ve donanımla dünyaya gelir olması gerekir.

     Kardeşlerim, insanın üzerine formatlanarak yani proğramlanarak gönderildiği bilgilerin başında kendisini hiç yoktan var eden, en mükemmel şekilde dizayn eden bir yaratıcısının olduğu bilgisi gelir. Yarattığı varlıklara karşı çok merhametli olan O yüce yaratıcı, kendisine ruhlar aleminde vermiş olduğumuz sözün gereğini en iyi bir şekilde yerine getirebilelim diye bizi kendisini bilecek ve kabul edecek kabiliyetlerle donatarak dünya sahnesine göndermiştir. 

                                                       HER İNSAN DÜNYAYA FITRAT ÜZERE GELİR

     Rabbimiz daha dünyaya gelirken her insanın yaratılışına kendisinin tek yaratıcı ve tek Rab olduğunu bilecek ve bunu kavrayabilecek duygular yerleştirmiştir. Bugün de insan üzerinde yapılan çeşitli araştırmalar sonucunda bilinmektedir ki, her insan inanma, ibadet etme, kendisinden çok daha güçlü bir varlığa sığınma duygularına sahip olarak dünyaya geliyor. Islam literatüründe  bunun adına “Fıtrat“ denir. 

19.5.14

İNSAN İLE RABBİ ARASINDAKİ SÖZLEŞME

                                                                    Selamun aleykum değerli kardeşlerim, 

   Rabbimize hamdolsunki yine yeni bir konu ile birlikteyiz. Yeni konumuz size hiçte yabancı olmayan bir söylemi ele alıyor.

   Sizde mutlaka duymuşsunuzdur. Toplumumuzda “Ne zamandan beri müslümansın?“ diye sorulduğunda “Kalu beladan beri.“ diye cevap verilen bir söylem vardır. Hiç dilimize bu denli yerleşmiş bu söylemin ne anlama gelebileceğini  düşündük mü?

   Bugün Rabbimin yardımı ile hep beraber bu söylemin içeriğini öğrenmeye çalışalım inşaAllah.


İNSANIN RABBİNE KARŞI SORUMLULUĞU NE ZAMAN BAŞLAMIŞTIR?

   İlk olarak şunu düzeltmemiz gerekir ki, toplumumuzda yaygınlık kazanan “Ne zamandan beri müslümansın?“ sorusu yanlış bir soru şeklidir. Bu sorunun “Ne zamandan beri Rabbine, yani seni yoktan var eden yaratıcına karşı sorumlusun?“ olması gerekir. Çünkü insan o boyutta sadece bir Rabbin, her şeyi yoktan var eden bir yaratıcının olduğunu kabul ve ikrar etmiştir. Bu ise kendisine vahiy ve peygamber gönderilen insanın müslüman olması için yeterli değildir. Bu soru çoğunluk olarak müslüman bir toplum olduğumuzdan ve olaya bu gözle baktığımızdan dolayı dilimizde bu şekle dönüşmüş kardeşlerim.


   Evet, aramızda efsanevi bir şekilde dolaşan bu söylem yüce kitabımız Kur’an’daki bir ayete dayanmaktadır. Yazının başlığından da anlaşılacağı gibi Rabbimiz bu ayeti kerimesinde Adem aleyhisselam yaratıldığında tüm insanlık ile yaptığı sözleşmeden bahsetmektedir. Ayetin tam metni şöyledir: 

   “Rabbın, Adem oğullarından, onların sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şâhid tutarak "ben, sizin Rabbınız değil miyim?" (demişti). Onlar da: "Evet; buna şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "bizim bundan haberimiz yoktu", dememeniz içindi.“ (A’raf Suresi,172.ayet) Islam literatüründe bu sözleşmeye 1.Misak denir.

24.1.14

İBADET VE İNSAN İLİŞKİSİ




Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu..

  Değerli konuklarım, bir önceki yazımızda ibadet kavramı üzerine bir düşünce yolculuğuna çıkmış ve yaratılan tüm varlıkların iradeleri dışında bir kulluk eylemi içinde olduğundan bahsetmiştik. Yaratılan tüm varlıklar içinde insanın ise akıl ve irade sahibi oluşundan dolayı bu özelliklerinin gereği olarak kendisinden bilinçli bir kulluk istendiğini belirtmiştik. Kendisini yaratana mı yoksa kendisini yaratandan başkalarına mı ibadetlerini sunacağı konusunda insanoğluna tercih hakkı verildiğini ve bu tercihleri ile mağbudunu kendisinin belirlediğini söylemiştik. 

   Bugün ise ibadet kavramının hayatımızın hangi alanlarını kapsadığı ve ibadet kavramının içine hangi amellerimizin dahil olduğu üzerinde duralım. 

  Kardeşlerim, içinde yaşadığımız toplumda ibadet kavramı malesef çok dar bir çerçevede algılanmış ve sadece belli başlı amellerin ibadet olduğu ( namaz, oruç, zekat, hac gibi ) düşüncesi zihinlerde yer etmiş, bunların dışında insanın gayri ihtiyari yani doğal olarak, tabiatı  gereği yaptığı şeylerin ibadet kavramının içine girmediği algısı oluşturulmuştur. 

  Mesela: İbadeti günlük hayatımız içerisinde sadece namaz kılmaktan ibaret görüp, yirmi dört saatimizin bir saatini namaza ayırıp, kalan yirmi üç saatimize Rabbimizin karışmadığını düşünerek,  bu zamanda istediğimiz gibi hareket edebileceğimizi zannetmişiz.

  Hatta bazılarımız buna dahi gerek görmeden kulluğun insan ile Rabbi arasında sadece kalpte hissedilen bir duygu olduğunu düşünüp, ibadeti sadece kalplere mahkum etmiştir. Ne büyük bir yanılgı…

22.1.14

YARATILIŞ GAYEMİZ OLAN "İBADET" NEDİR?


Selamun aleykum ve rahmetullah..

   Kardeşlerim, bu yazımda sizinle “ibadet“, yani kulluk kavramını ele alalım istedim. Madem ki tüm varlıklar ve insan ibadet için yaratılmış,  o zaman bu kavram üzerinde derinlemesine düşünelim ve irdeleyelim.


  İBADET NEDİR?

  İbadet, toplumumuzda yaygın olarak anlaşıldığı gibi sadece belli başlı (namaz, oruc, hac, zekat v.s. gibi) amellerin adı mıdır? Yoksa uğruna tüm varlıklar ve insanın yaratıldığı “ibadet“, çok daha geniş anlamlar içeren, tüm varlıkları kapsayan, insan hayatının da her anını içine alan bir kavram mıdır?

   Kardeşlerim, ufkumuzu alabildiğince genişleterek ibadet, yani kulluğun ne olduğunu kavramak için bir düşünce yolculuğuna çıkalım hep beraber…


İBADET KELİMESİ NE ANLAMA GELMEKTEDİR?

   İbadet kelimesi arapça bir kelimedir. Bu kelimenin türkçede karşılığı "kulluk"tur. Fakat kulluk kelimesi arapçadaki ibadet kelimesinin tam anlamı değil, sadece türkçe karşılığıdır.

İbadet kelimesinin anlamı:   Boyun eğmek, teslim olmak, itaat etmek manalarına gelir. Bu anlama gelen abede  (عبد )  kelimesinden türemiştir. Bu anlamda tüm varlıklar yaratıcısına kulluk içerisindedir.



TÜM KAİNAT YARATICISINA KULLUK İÇERİSİNDEDİR

   Kulluk yaratılan tüm varlıkları kapsayan, içine alan bir kavramdır dedik. Bu yönüyle yaratılmış olan her varlık, yaratıcısının tasarladığı programa boyun eğmiş, kulluğunu yerine getirmiş ve getirmeye de devam etmektedir.

  Allah subhanehu ve tealanın “ol!” emriyle meydana gelen her şey O’na teslim olmuş, itaat etmiştir. Yaratılış ‘itaat’le, yani kullukla başlamıştır. Asıl olarak her şeyin temelinde boyun eğme, yani kulluk vardır. Kainattaki bu baş döndüren kusursuz ve mucizevi düzen, ancak bu boyun eğme ve kullukla sağlanmıştır. 

Canlı ya da cansız her şeyin yaratıcısına  boyun eğip, itaat ettiğini Rabbimiz birçok ayetinde bizlere haber vermektedir:

16.1.14

İNSANIN YARATILIŞ GAYESİ NEDİR?




Selamu aleykum değerli kardeşlerim,
  
  Yazılarımın konusunu dinimizin temeli olan inanç esasları  olarak belirledim. Bunun sebebini şöyle açıklayabilirim: 

    Sağlam, sarsıntılara karşı dayanıklı bir bina ancak sağlam bir temel üzerine inşa edilirse ayakta kalabilir. Aynen bu örnekteki gibi bizim de dinimizi güçlü, sağlam ve sarsılmaz bir şekilde inşa edebilmemiz için öncelikle sağlam bir temele ihtiyacımız var. Özellikle dinimizin adeta deprem niteliğinde sarsıntılarla yıkılmaya çalışıldığı, türlü bid'atlerin ortaya atıldığı ve bunların dindenmiş gibi algılandığı günümüzde, buna her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

  Bugün öncelikli olarak neden yaratıldığımızı, varlığımızın sebebini sorguluyalım istedim. Kendi varlığımızla birlikte kainattaki tüm varlıklar üzerinde düşünelim. Tüm bunların varoluş sebebini sorgulayalım?

 Hepimiz muhakkak hayatımızın çeşitli safhalarında şu soruları sorduk kendimize. Neden varım? Niye yaratıldım? Hayat ve ölümün anlamı ne?

  Her birimizin zihnini meşgul eden bu sorulara en doğru cevabı muhakkak içindekilerle beraber kainatı, bizi, yani insanı, hayatı ve ölümü yaratan Rabbimiz verecektir. Bir şeyi neden yaptığını onu yapandan dahi iyi bilen yoktur değil mi? O zaman O'na yöneltelim sorularımızı bakalım ne cevap alacağız:

KİTAP VE SÜNNET'TE İSLAMİ AKİDE


Selamun aleykum kardeşlerim..

   Hayatın koşuşturmacası içinde vakit bulupda yazamadığım bir çok konuyu asıl olarak ele alan bir kitabı paylaşmak istedim sizinle.

   Allah subhanehu ve teala kendisine nasıl iman etmemiz gerektiğini kitabında açıklamış, Resulu sallallahu aleyhi ve sellem ve sahabeleride bu esaslar üzerine O'na iman etmişlerdir. 

   İşte ayetlerde ve sahih hadislerde bize açıklanan inanç esaslarını içeren bu küçük risale bu temel konuları içermekte ve bizi dinimizin esasları konusunda bilgilendirmekte.

   Bu risalede konular neredeyse tamamen ayet ve hadislerle anlatılmakta ve delil olarak sadece bu kaynaklar sunulmaktadır.

   Çok sade ve öz bir usluba sahip olan bu risale gerek temel inanç esaslarını öğrenmede, gerek bunları çocuklarınıza öğretmede bize kolaylık sağlayacaktır.

   İçerisindeki konuları açıklarken kullanılan ayet ve hadisler aynı zamanda dinimizin asıllarını içeren ayet ve hadisler olması sebebiyle ezberlenmesi de bize çok şey kazandıracaktır.

RİSALEDE CEVAPLANAN BAZI SORULAR

İman nedir?
İslam nedir?
Allah bizi niçin yarattı?
Allah Resulleri niçin gönderdi?
Tevhid nedir?
Tevhidin insana faydası nedir?
Amelin kabul olması için gerekli şartlar nelerdir?
Büyük şirk ve çeşitleri nelerdir?
Ölülere dua edelir mi?
Ölüler duayı işitir mi?
Dua etmek ibadet midir?
Sihir yapmanın hükmü nedir?
Küçük şirk ve çeşitleri nelerdir?
Şefaat var mıdır?
Bid'at nedir?

Tüm bu soruların ve başka soruların cevaplarını Kur'an'dan ve Sünnet'ten öğrenmek istiyorsanız bu risaleyi okumanızı tavsiye ederim kardeşlerim. 

Risalenin içindeki konularda sorularınız olursa yorumlar bölümünden bana yazabilirsiniz. Kitabı okumak veya indirmek için resmin üzerine ya da aşagıdaki linke tıklayabilirsiniz.



31.12.13

DİNİ YAŞAMADA EN MÜKEMEL REHBER ALLAH RESULU SALLALLAHU ALEYHİ VE SELLEM'DİR




Selamun aleykum değerli misafirlerim,

Sizinle paylaşmaya çalıştığım Allah Resulu sallallahu aleyhi ve sellem’e itaat ve ittiba etmeye dair, yani O’nu her hal ve tavrımızda örnek almaya dair ayetler sona erdi. Tabi ki bunlar bu konu ile alakalı Kur’an’daki ayetlerden sadece bazıları.

 Bunlar ve bunun dışındaki diğer ayetlerde Rabbimiz bize Kitab’ını okurken ve hayatımıza tatbik ederken Resul’ü rehber edinmemizi farz kılmaktadır. Muhakkak ki O her konuda rehberlerin en mükemmelidir.

Günümüzde Resulsüz ve O’nun örnekliği olmadan salt bir Kur’an kabulu söylemleri her geçen gün artmakta. 
Lütfen dikkatli olalım kardeşlerim, hiç bir yardımcının olmadığı O günden korkalım. 

Ve dinimizi aldığımız insanlara dikkat edelim. Bundan da önemlisi dinimizi kaynakları ile 14 asırdır kabul görmüş esaslar ile öğrenelim. Vahye muhatap olan ilk insanların anladığı ve yaşadığı gibi bu dini anlamaya ve yaŞamaya çalışalım.

 Dinimize değer verelim, çünkü onsuz ne dünya ne de ahiret saadeti mümkün değildir. Rabbim hepimizin yardımcısı olsun ve bizi rızası doğrultusunda yönlendirsin.


Allah Resulu ve O’nun yoluna uyma hakkında Şeyh el-Elbani'nin "Sıfatu Salat'in-Nebi / Peygamberimizin Namaz Kılma şekli“ adlı kitabının ön sözünden bir bölümü sizinle paylaşarak bu yazıyı bitirmek istiyorum.

"Allah Resulu sallAllahu aleyhi ve sellem şanı en yüce, yolu en doğru olandır.

Bu yolun, Allah subhanehu ve teala'nın mü'minlere emrettiği yol ve peygamberlerin efendisi Muhammed sallAllahu aleyhi ve sellem'in insanlara açıkladığı en doğru yol olduğuna olan inancım bana yeter.

Nitekim sahâbeden, tabiûndan ve onlardan sonrakilerden meydana gelen selefi salihin'in izlediği yol budur. Allah Resulu sallAllahu aleyhi ve sellem'in hadis(lerine)e sarılma hususunda emirlerine bağlı kaldım, zira Allah Resulu sallAllahu aleyhi ve sellem'in emri, yüceltilmeye ve uyulmaya, bazı konularda yanılarak sünnete aykırı düşebilen herhangi bir büyük âlimin görüşünden daha lâyıktır.

Bu sebeple sahâbîler ve onlardan sonra gelen nesiller, sahih sünnete aykırı davranan herkesi eleştirmişler ve bazen bu eleştirinin dozunu çok yükseltmişlerdir. Bunu ise, o insanlara kin ve nefret duydukları için yapmamışlardır. Aksine onlar, sevip, değer verdikleri insanlardır. Ancak gönüllerinde Nebi sallAllahu aleyhi ve sellem'in sevgisi daha ileri ve onun emri bütün yaratıkların emrinden daha üstündür. Allah Resulu sallAllahu aleyhi vesellem'in emri ile başkalarının emri çatışınca, Allah Resulu sallAllahu aleyhi ve sellem'in emri öne alınıp uyulmaya daha lâyıktır."

9.12.13

SÜNNET'İN KUR'AN'A ARZEDİLME SAFSATASI




     Allah subhanehu ve teala tarafından Resulu Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e vahiy olarak öğretilen sünnet, İslam dininin asıl kaynaklarından birisidir. Günümüzde bu kaynağın üzerinde türlü şüpheler oluşturarak geçersiz kılma çabası içinde olan ve bu çabalarında da hiç bir gayretten kaçınmayan insanların varlığını üzülerek görmekteyiz.

     Tarihde “Mu'tezile” diye adlandırılan, günümüzde ise “Hadis inkarcıları” olarak bilinen bu insanların Sünneti devre dışı bırakmaya çalışırlarken kullandıkları en önemli malzemelerden biri hadis olarak naklettikleri şu sözlerdir:

     “Benden size ulaşan bir sözü Allah’ın Kitab’ı ile karşılaştırınız. Eğer Allah’ın Kitab’ına uyuyorsa onu ben söylemişimdir. Eğer uymuyorsa onu ben söylemedim. Ancak ben Allah’ın, beni hidayete eriştiren Kitab’ına uygun söz söylerim.”

    Rabbimiz Resulü’nün sözleri  hakkında :
“O kendi arzu ve hevesine göre konuşmaz. O’nun konuşması kendisine indirilen vahiyden başka bir şey değildir.” (Necm, 4) buyurduğu, O’nun konuşmasının vahiy olduğu Kur’an’da açıkça belirtildiği halde, kendi hevalarına ve akıllarına uymadığı için yukarıdaki sözleri malzeme olarak kullanıp O’ndan bize sahih olarak ulaşan bir çok hadisi “Kur’an’a ters düşüyor” diyerek reddetmekte, kabul etmemektedirler.

     Belki sizlerde “Allah Resulü’nün hadislerini Kur’an’a arzetmeliyiz. O’na uyanları almalı, uymayanları kabul etmemeliyiz” şeklinde sarfedilen sözleri bir şekilde duymuşsunuzdur. Size çok basit bir soru sormak istiyorum.

     Kendisine indirilen Kur’an’ı insanlara açıklamak için görevlendirilen bir Resulün ve aynı zamanda O’nu nasıl açıklayacağı da kendisine bırakılmayıp vahyin başka bir çeşidi ile yönlendirilen bir Resulün sözlerinin Kur’an’a ters düşmesi, Kur’an’la çelişkili olması sizce mümkün mü?

     Kaynağı aynı olan iki şeyin birbiri ile çelişmesi, ters düşmesi ne kadar akıllıca? Aklını her şeyin üzerinde görenlere sormak lazım!

DOĞRU YOLUN KRİTERLERİ



Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu..

     Değerli kardeşlerim, bundan önceki iki yazımızda günümüzdeki İslami ortama bir göz atıp insanların farklı farklı fırkalara ayrılıp Allah’ın kitabına alternatif olarak çeşit çeşit kitaplar edindiklerinden ve farklı farklı yollar benimseyip insanları bu yollara davet ettiklerinden bahsetmiştik. Bu yazımızda da toplumumuzdaki başka bir noktaya dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

     Bu gün hangi cemaate veya gruba bakarsak bakalım hepsinin “Biz ehli sünnet ve’l cemaatiz” şeklinde ortak bir slogana sahip olduklarını görüyoruz. Özellikle grup ve cemaatler hususunda bilinçlenen ve bunlara karşı mesafeli durmaya çalışan kişiler çoğaldıkça bu söylem bir moda haline dönüşmeye başlamıştır..  Artık bu söz içerdiği mana ve değerden tamamen soyutlanarak tek olan dosdoğru yoldan ayrılan bin bir cemaat ve grubun kendilerini haklı göstermeye çalıştıkları bir paravan söylem haline dönüştü malesef.

     İslamı yaşama şekli olarak bir sürü kitap, grup ve yol şeklinin olduğu ve hepsinin söyleminin de aynı olduğu bu ortamda tek olan dosdoğru yolu arayan insanlar bunca görüntü ve söylem kirliliğinin içinde gerçek yolla sahtesini nasıl ayırdedecekler?

     Rabbimiz kendi yolunun tek olduğunu haber verip, bize bunca yolun içerisinde kendi hak olan yolunun kriterlerini belirtmemiş mi? Belirtti ise bu kriterler nelerdir?

     Bu sorular her müslümanın sorması ve sorgulaması gereken sorulardır ve bu soruların cevabını bulmak her müslümanın en önemli gayesi olmalıdır.

     Gelin kardeşlerim bize karşı çok merhametli olan Rabbimizin yol göstericiliği ile bir nebze de olsa bu sorulara cevap bulmaya ve O’nun doğru yolunu ve bu yolun özelliklerini öğrenmeye çalışalım.

2.12.13

BAŞINDA ŞEYTANIN OLDUĞU VE İNSANLARI ÇAĞIRDIĞI YOLLARIN HANGİLERİ OLDUĞUNU BİLİYOR MUSUNUZ?



Selamun aleykum değerli misafirlerim,

     Sizinle buluşma imkanımız olan bu ortamda size ikram olarak ancak doğru olduğuna inandığım düşünce ve yazılarımı sunabiliyorum. Rabbin bana en geç cennette hepinizle buluşup en güzel nimetlerle sizi  ağırlamayı da nasip etsin. Amiiin.

     Bu gün yaşadığımız toplum içerisinde eğer dinimizi yaşamada biraz gayretli insanlarsak her birimiz mutlaka “Hangi cemaate, hangi tarikata veya hangi gruba müntesipsin” şeklinde bir soruyla muhatap olmuşuzdur. Bu soruya “Ben Kur’an ve Sünnete bağlıyım” şeklinde cevap verseniz de sanki soruyu soran kişi sizin verdiğiniz cevabı hiç duymamış gibi “ya hepimiz öyleyiz de,” diyerek biraz önceki sorusunu tekrarlar. Aslında bu durum iki yönden de yüreklere burukluk veren bir durumdur:

     1. İlla bir cemaat ve gruba ait olunması gerektiği inancına sahip olunması.
     2. Kur’an ve Sünnetin değersizleştirilip insanlar nezdinde bir önem arzetmemesi.

     Kur’an ve Sünnette dayanağı olmayan  “sürüden ayrılanı kurt kapar” “şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır”  v.b  gibi bir sürü sözler icad ederek insanlar üzerinde mutlaka bir cemaat ve gruba dahil olunması gerektiği izlenimi oluşturulmaktadır. Her cemaat ve grup insanları kendi ait olduğu fırkaya ve yola çağırmakta, kendi ait olduğu grubun ve yolun faziletini anlatmaktadır. Dillerindeki en yaygın argüman ise şudur: “ Gittiğimiz yolların farklı farklı oluşu önemli değildir. Farklı yollardan gitsek de hepimizin varacağı yer aynıdır.”

     Bu noktada şunu sormak istiyorum: Dünya hayatındaki yollardan esinlenerek icad ettiğimiz ve mantıksal olarak da kulağa gayet güzel gelen bu iddia gerçekten doğru mudur?

     Rabbimiz hangi yolu takip ederek gelirse gelsin, kendisine yönelenleri eşit şartlarda mı karşılamaktadır?

     Yoksa bize empoze edilmeye çalışılan bu söylemler bomboş iddialardan mı ibarettir?

26.11.13

KUR'AN'A ALTERNATİF OLAN ZUBURLAR (KİTAPLAR)


Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu

   Değerli kardeşlerim, uzun bir aradan sonra ki birlikteliğimize doğru yoldan sapmanın ve yanlışlara yelken açmanın kaynağı olan bir konuyla başlayalım istedim. Rabbim bana konuyu hakkı ile kelimelere dökebilmeyi okuyan kardeşlerime de hakkı ile anlayıp kavrayabilmeyi kolaylaştırsın.

FIRKA, GRUP VE CEMAATLERİN OLUŞMASININ ANA SEBEBİ “ZUBURLAR” DIR

   İslam ümmetinin bu gün içinde bulunduğu bölünmüş, parçalanmış durumu çok mükemmel bir şekilde resmeden ve bu bölünmüş ve parçalanmışlığın ana sebebinin parça parça olmuş grupların kendilerine ait “zuburlar” edinmesi olduğunu haber veren ayetler yazımızın konusu olacak inşaAllah.

   Rabbimiz ayetlerinde şöyle buyurmakta:

   “İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ve ben de sizin Rabbinizim; o halde benden sakının!
   Fakat onlar işlerini aralarında parçalayıp çeşitli (Zuburlara) kitaplara ayırdılar. Her bir hizip, (grup, fırka) yanlız kendi yanında bulunanla (kendi ellerinde olanla) yetinip övünmektedir. Artık sen onları bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak.!” (Mu’minun suresi 52-54)

   “İşte, sizin bu dîniniz tek bir dîndir; ben de sizin Rabbınızım. O halde bana ibadet edin.
   (Buna rağmen insanlar), dînlerini aralarında bölük pörçük etmişlerdir. Halbuki hepsi de bize döneceklerdir.” (Enbiya suresi, 92-93)

   Kardeşlerim, ayette geçen “zubur” kelimesi kitaplar demektir. Rabbimiz ayetinde her fırka ve grubun Kur’an’ın haricinde kendilerine değişik kitaplar edindiklerinden ve sadece onları benimseyip onları kendilerine ölçü kabul ettiklerinden bahsediyor. Bu grup ve fırkaların her birinin diğer grup ve fırkaların kitaplarını kesinlikle kabul etmediklerini sadece kendi benimsedikleri kitaplarla yetindiklerini ve onunla övündüklerini söylüyor. Nasıl da günümüzü resmediyor değil mi?

   Kur’an’ın haricinde çeşitli kitaplar edinip bunlar sanki Allah katından inmeymiş gibi kabullenip sadece onlarla yetinmek malesef günümüz islami cemaatlerinin içinde bulunduğu olağan bir durum. Rabbimiz şiddetle yasakladığı halde fırka ve gruplara ayrılmak, her grup ve cemaatin kendi lideri, (efendisi, hocası, şeyhi, üstadı) olması, onlar tarafından yazılmış bu kitapların dokunulmaz, eleştirilemez ve değiştirilemez hatta sadeleştirilemez gibi algılanması bunların her birini Kur’an’a alternatif hale getirmektedir. Kur’an’a alternatiftir! çünkü meclislerinde, oturumlarında, sohbet ve derslerinde sürekli benimseyip sahiplendikleri kitaplardan okumakda, Kur’an yerine onları anlayıp kavramaya çalışmakta, dini yaşantılarını bu kitapların öğretilerine göre belirlemektedirler. Hiç unutmam bu gruplardan birine mensup olan tanıdığım bir aile küçücük çocuğuna ayet ve hadisler yerine yetişkinlerin dahi okuduklarında anlamakta zorlandığı üstadlarının kitaplarını okutup ezberletiyorlardı.

27.6.13

İMAN NEDİR? İMANIN KAPSAMA ALANINA NELER GİRER


Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu yuvamızın değerli misafirleri..

  Yazımızda “Hadislerle ilim ve hikmet” adlı kitabımızdan “Cibril hadisi”ni açıklamaya devam ediyoruz.

   Allah Resulu sallallahu aleyhi ve sellem “iman”ı batıni (iç alemdeki) ameller olarak açıklamıştır ve buyurmuştur ki:

“İman; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye, hayır ve şerrin bir kadere binaen göre cereyan ettiğine inanmaktır.”

   Allah subhanehu ve teala imanın bu esaslarına Kur’an’ın çeşitli yerlerinde vurgu yapmış ve kişinin mü’min olabilmesi için mutlaka bunlara iman etmesi gerektiğini söylemiştir. Gelin hep beraber bu ayetlerden bazılarını okuyalım:

“Rabbından kendisine indirilene Peygamber de îman etmiştir, mü'minler de. Hepsi de, Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etmiş ve şöyle   demişlerdir:   "Allah'ın   peygamberlerinden   hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz. İşittik ve itaat ettik; Rabbımız, bağışlamanı dileriz. Dönüş sanadır.” (Bakara, 285)

“İyilik (hayır), yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Fakat iyilik, o kimselerin    iyiliğidir   ki,    Allah'a,   âhiret   gününe,    meleklere,    Kitaba   ve peygamberlere îman etmişlerdir.” (Bakara,177)

“İşte bu Kitap, kendisinde şüphe (edilecek hiçbir şey) yoktur;  Allah’tan sakınanlar için bir rehberdir.

(Bu sakınanlar) gayba inanırlar; namazlarını dosdoğru kılarlar ve bizim Kendilerine verdiğimiz rızıktan (başkalarına da) infak ederler.

Hem sana indirilen (Kitab)'a, hem de senden önceki (peygamber) e indirilen (kitap) lere inanırlar; hiç şüphe etmeden âhirete de inanırlar.

İşte bunlar, Rab'larından gelen hidayet üzerindedirler; kurtuluşa erenler de bunlardır.” (Bakara, 2-5)
   Değerli kardeşlerim, peygamberlere iman etmek, onların haber verdiği her şeye; melekler, peygamberler, kitaplar, öldükten sonra diriliş, kader vb. konularda haber verdiği şeylere, Cenab-ı Hakk’ın sıfatları ve mizan, sırat, cennet, cehennem gibi ahiret gününün özellikleri hakkında haber verdiği her şeye iman etmeyi de gerektirir. 

İSLAM NEDİR? İSLAM’IN KAPSAMI ALANINA NELER GİRMEKTEDİR?



Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu

   Değerli kardeşlerim, bir önceki yazıda Cibril hadisini paylaşmış ve içeriğinde İslamın, imanın, ihsanın, kıyametin alametlerinin neler olduğunu öğrenmiştik. Bunları sırası ile biraz açacak olursak öncelikli olarak İslamın içeriğini açıklayalım inşaAllah.

İSLAM NEDİR?

   Allah Resulu sallallahu aleyhi ve sellem bu hadisde (Cibril hadisi) İslam’ı vücudun organları tarafından söz ve fiil ile yapılan zahiri (dış) ameller olarak tarif etmiştir. Organlarla yapılan ameller üçe ayrılır kardeşlerim:

Dilin amellerine örnek: İslam’ın başı olan Allah’tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin Allahu Teala’nın elçisi olduğuna şehadet etmektir.

Organların amellerine örnek: Namazı kılmak, ramazan oruçunu tutmak ve Beytullah’ı haccetmektir.

Mal ile yapılan amellere örnek: Zekat vermek ve maddi gücü olanların Beytullah’ı haccetmeleri gösterilebilir.


İSLAM’IN KAPSAMINA NELER GİRMEKTEDİR?

   Bütün zahiri amellerin İslam kelimesinin içine dahil olduğunu ifade eden hadislerden bazılarında Allah Resulu sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“Müslüman, müslümanların dilinden ve elinden selamette olduğu (yani zarar görmediği) kişidir.” (Buhari, Müslim)

26.6.13

CEBRAİL ALEYHİSSELAM ASHABA DİNLERİNİ ÖĞRETİYOR


Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu

   Kardeşlerim, günümüzde medyatik bazı şahısların kader hakkında konuştuklarını ve kaderin çeşitli kısımlarını inkar ettiklerini mutlaka duymuşsunuzdur. Kimi kaderi bütünüyle inkar ederken, kimi kişinin yaptığı şeylerin yaratıcısının kendisi olduğunu söylerken, kimide Allah’ın kullarının ne yaptığını ancak yaptıktan sonra bilebileceğini iddia etmekte.

   Kardeşlerim, bunlar dini sadece ayetlerden ibaret görerek Allah Resulu sallallahu aleyhi ve sellemin risalet görevini kabul etmemekte ve onu sadece Allah’ın vahyini bize getirmekle görevli bir postacı şeklinde düşünmekteler. Kadere iman konusu Kur’an’dan sonra en sahih kaynaklar olarak kabul edilen Buhari ve Müslimde geçmesine rağmen bunu reddetmekte ve bu hadislerin üzerinde çeşitli şaibeler oluşturarak bu reddedişlerini mazur göstermektedirler.

   Neden bu konulara girdik kardeşlerim? Çünkü bu gün “Hadislerle ilim ve hikmet” adlı kitabımızdan sizinle paylaşacağım ikinci hadis günümüzdeki adları ile “Hadis inkarcıları” eski adları ise “Mutezile” olan kimselerin kendi düşüncelerini haklı çıkarmak için insafsızca reddettikleri bir hadis.

   “Cibril hadisi” hadisle ilgilenen insanlar nezdinde bu isimle meşhur olmuştur ve aynı zamanda da İslam dininde çok önemli bir yere sahiptir. Çünkü bu hadiste adeta dinin özeti yapılmıştır ve zaten Allah Resulu sallallahu aleyhi ve sellemde bunu hadisin sonunda açıkca belirtmiştir. Günümüzdeki hadis inkarcılarının ve kader inkarcılarının köklerinin nerelere  dayandığını ve fikirlerinin asırlar geçmiş olmasına rağmen nasılda benzediğini birazdan açıkca göreceğiz inşaAllah.

21.6.13

İMAN EDEN KADININ ÖNCELİĞİ TEVHİDİ GERÇEKLEŞTİRMEK OLMALIDIR


İNANAN KADININ KİMLİĞİ

Esselamu aleykum değerli dostlarım

     Sıcak yaz günlerinin hepimizi rehavete sürüklediği bu günlerde kendimizi bırakmama adına kulluğumuz için gayretli olmaya devam edelim kardeşlerim..  Birbirimize varlığımızı hissettirerek, güzel dileklerde bulunurak destek olalım inşaAllah..

     Acaba yaz tatili dolayısı ile yazılara aramı versek diye düşünürken müslüman için tatilin ancak cennette olabileceği düşüncesi ile yazmaya ve paylaşmaya devam etme kararı aldım kardeşlerim. Rahmet ayı olan Ramazana daha aktif bir ruh haliyle girebilmek için birlikteliğimiz devam etsin istedim. Rabbim hepimize hayırlısı ile Ramazana erişebilmeyi ve en güzel şekilde değerlendirebilmeyi nasip etsin. Amiiin.


İMAN EDEN KADININ ÖNCELİĞİ TEVHİDİ GERÇEKLEŞTİRMEKTİR

     Allaha iman eden kadın öncelikli olarak kulluğunun özü olan tevhidi gerçekleştirmek için elinden gelen gayreti göstermesi gerekir. O kendisi üzerinde en büyük hak sahibi olanın kendisini yoktan var eden ve çeşitli nimetleri ile onu her an rızıklandıran yaratıcısı olduğunun bilincindedir. İşte bu bilinçle yaratıcısını Rububiyyetinde, Uluhiyyetinde, İsim ve Sıfatlarında tek kabul eder. Yani O’nu hem yaratıcılığında ve terbiye ediciliğinde, hem ibadetlerin sunulacağı tek merci olmasında, hemde sahip olduğu isimlerde ve özelliklerde benzeri ve dengi olmadığını bilir ve bu şekilde birler. 

     İman etmiş kadın daha ruhlar alemindeyken Rabbi ile yapmış olduğu sözleşmenin tersine bir hareket içersine girmez. Kendisini yoktan var edenin, kendisiyle birlikte tüm kainatı yaratıp yönetenin Allah olduğunu itiraf eder. Kendini O’nun terbiyesine teslim eder ve O’nun kendisi için asla kötülük dilemediğinin bilinci içerisinde gönül rahatlığı ile ibadetlerini sadece tek olarak kabul ettiği yaratıcısına sunar.

     İman eden kadın Rabbinden kendisine gelen mesaja son derece duyarlıdır. O mesajı asla kulak ardı etmez ve hobi olarak görmez. Süslü çantalara hapsetmez. O mesajı aktaran kitap onun başucu kitabıdır. Her daim yanında ve hayatındadır. Onun her kelimesini kolaylıkla teleffuz edip okuyabildiği gibi hareketlerini, sözlerini, ahlakını onunla şekillendirir ve süsler.

20.6.13

HADİSLERLE İLİM VE HİKMET: NİYETİN ÖNEMİ


Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu..
Kardeşlerim “Hadislerle ilim ve hikmet” adlı kitabımızın birinci hadisi olan niyet hadisinin açıklayıcısı şeklinde gelen diğer hadislerle niyet konusuna devam ediyoruz.
Niyetin herhangi bir amele nasıl değer kazandırdığına ve Allah’ın rızası gözetilerek yapılan işlerin insana nasıl kazanç sağladığına dair örnek olabilecek hadisleri okumaya başlayalım hep beraber..

NİYETİN AMELLERE KATTIĞI DEĞER

İbni Ebid-Dünya Ömer radıyallahu anhdan munkatı bir senedle rivayet etti, Ömer radıyallahu anh dedi ki:
“Niyeti olmayanın amelide yoktur, ecri hesab etmeyenin ecride yoktur. Yani Allah katında amelinin ecrini hesab etmeyen onu umarak yapmayanın ecri yoktur. (Hadis sahihtir, muttefekun aleyhtir.)

Sa’d bin Ebi Vakkas’tan rivayet edildi, Allah Resulu sallallahu aleyhi ve sellem  buyurduki:
“Sen Allah’ın rızasını isteyerek verdiğin her nafakadan sevab alırsın, hatta hanımının ağzına koyduğun lokmadan bile” (Buhari Müslim)

Sahihaynde Ebu Musa el Eş’ariden rivayet edidi: Bir bedevi Arab  Allah Resulu sallallahu aleyhi ve selleme geldi ve:
“Ey Allah’ın Resulü! Bir adam ganimet için, bir adam zikrolunmak için, bir adamda değeri bilinsin diye savaşıyor kim Allah yolundadır? dedi, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem
‘Kim ilahi kelimetullah için savasırsa o Allah yolundadır’ ” buyurdu. (Buhari Müslim)

17.6.13

İNSANI DEĞİŞTİREN VE DERİNLEŞTİREN İKSİR: İMAN



Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu

Rabbimin selamı, rahmeti ve bereketi siz değerli misafirlerimin üzerine olsun..

  Kardeşlerim, buluşma noktamız olan bu mekanımızda nasıl Rabbimize daha iyi bir kul olabiliriz ve nasıl onun rızasını daha iyi kazanabiliriz düşüncesi ve gayesi ile bilgilerimizi tazelemeye ve bu bilgilerimize yeni bilgiler eklemeye çalışıyoruz. Bilgilerimizi tazelerken ve yeni bilgiler öğrenirkenki amacımız ise bu bilgiler sayesinde imanımızı arttırmak, kuru ve ezberden ibaret olan dini hayatımıza ruh katmaktır. Kulluğumuza ve ibadetlerimize bu ruhu katacak, hayat verecek, adeta yeniden diriltecek olan tek şey ise imandır.

   Günümüzde biz müslümanların müptela olduğu en büyük ve tehlikeli durum imani meseleleri kuru sözlerden, bilinip ezberlenen kurallardan ibaret görüp bunları kalplerimize ve hayatlarımıza indirgemeyişimizdir. Fıkhi meselelere gelince Kur’an ve sünnette bahsedilmeyen bir çok konuda dahi kılı kırk yararcasına fetvalar veren ilim ehli itikadi ve imani meseleleri ise halledilip rafa kaldırılmış bir mesele olarak görmelerinden dolayı bu ümmet bu duruma gelmiştir. İslami isimler taşıyan, kimliğinde müslüman yazan, ismi ve kimliği dışında islamla hiçbir alakası olmayan içi bomboş yığınlar..

    Değerli kardeşlerim, Rabbimiz bizden kendisine ve kendisinin belirlediği birçok konuya iman etmemizi istemiş, nasıl iman edeceğimizide her konuda olduğu gibi gerek ayetleri ile gerekse Resulünün sünneti ile açıklamıştır. İlk müslümanlar olan sahabelerde bu esaslar üzerine iman etmiş, Rablerinin emir ve nehiylerini bu esaslar üzerine kabul edip yaşamışlardır. Bunun sonucu olarak “İnsanlık tarihinin en saadetli asrı” olarak bilinen Asr-ı Saadeti temin etmişlerdir.

14.6.13

İNANAN KADIN KİMLİĞİ: KADINI DEĞERLİ KILAN ALLAH’A İMANDIR



Selamun aleykum ve rahmetullah değerli kardeşlerim

     Kadının kimliği yazı dizimizde bu güne kadar sırası ile kadının yaratılışı, kadın kimliğine atılan ilk iftira ve insani yönü ile kadından bahsettik. Bugün ise iman eden kadın kimliğinden bahsedeğiz Allah’ın izni ile.

KADINI DEĞERLİ KILAN ALLAH’A İMANDIR

     Kardeşlerim, Allah subhanehu ve teala tüm varlıkları yaratmış ve hepsi  için bir gaye ve program belirlemiştir. Allah subhanehu ve teala insanı, yarattığı tüm varlıkların en şereflisi ve efendisi yapmıştır.  İnsan için bu şerefe sahip olmanın ve varlıkların en üstünü olmanın tek bir yolu vardır ki, o da yaratıcısı olan Allah’a imandır. Rabbimiz bu konuda “eğer inanıyorsanız üstünsünüz” buyurarak, üstünlüğün ancak imanla mümkün olacağını açıkca belirtmiştir. Yani diğer varlıklara üstün olmanın sırrı insan olmak değil, inanan insan olmaktır.

     Kardeşlerim, bu kural insanlığın yarısı olması dolayısıyla kadın içinde geçerlidir. Kadın insani yönüyle tüm mahlukattan daha değerlidir, daha şereflidir. Fakat kadını böyle değerli ve şerefli yapan insani yönü değil, imani yönüdür. Kadın yaratıcısına olan imanı sayesinde bu şerefe nail olur. Hayata iman penceresinden bakan bir kadın her yönü ile kendine değer katar ve Rabbi katında da değerli olur. Yoksa imandan mahrum kalmış kadınların ne kendileri nezdinde, ne de yaratıcıları nezdinde hiçbir kıymet ve değeri yoktur. Nasıl olsun ki? Rabbimiz insanı insan yapan değerin ancak ve ancak iman ile olacağını, iman etmeyen insanın hayvanlar gibi hatta daha da aşağı olacağını bize şöyle haber vermektedir:

“İncir ve zeytine, Sînâ dağına ve şu güvenli beldeye yemin ederim ki, biz insanı en güzel bir şekilde yarattık.

Sonra da, îman edenler ve sâlih amel işleyenler hâriç, onu, aşağıların en aşağısına ittik” (Tin, 1-5)