5.6.13

KANDİL GECELERİNİ KUTLAMANIN HÜKMÜ


بسم الله الرحمن الرحيم

   Bizim için İslâm dînini kemâle erdiren ve üzerimize nimeti tamamlayan Allah'a hamd olsun. Salât ve selâm; Allah'ın peygamberi ve elçisi, tevbe ve rahmet peygamberi Muhammed'in üzerine olsun.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Bugün size dîninizi (zaferi gerçekleştirmek ve şeriatını tamamlamak sûretiyle) kemâle erdirdim.(Sizi câhiliyye karanlığından İslâm nûruna çıkarmak sûretiyle) üzerinize nimetimi tamamladım ve dîn olarak da size İslâm'ı seçtim." (Maide,3)

Yine, Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Yoksa onların (müşriklerin) Allah'ın izin vermediği bir dîni meşrû kılan ortakları mı var? Eğer Allah'ın süre tanıyarak onlara dünyada azap etmeyeceğine dâir kazâ ve kaderi olmasaydı, onların aralarında derhal azap etmek sûretiyle hüküm verilirdi. Şüphesiz ki zâlimler (kâfirler) için (kıyâmet günü) acıklı bir azap vardır." (Şura, 21)

   Âişe'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

"Kim, bu işimizde (dînimizde) onda olmayan bir şeyi ona ihdâs eder (açık veya gizli Kur'an ve sünnette aslı olmayan bir şey getirir)se, o ihdâs ettiği şey, kendisine reddolunmuştur (bâtıldır)." (Buhari)

Câbir'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:

"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Cuma günü hutbesinde şöyle derdi (hutbesine şöyle başlardı):
-Şüphesiz sözlerin en hayırlısı, Allah'ın kitabıdır. Yolların en güzeli, Muhammed         -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yoludur. İşlerin en şerlisi, (dînde aslı olmayıp) sonradan çıkarılan yeniliklerdir (dîndeki bid'atlardır). Her bid'at da dalâlettir." (Müslim) 


   Bütün bu âyet ve hadisler; Allah Teâlâ'nın, bu ümmete dînini kemâle erdirdiğine ve üzerine nimetini tamamladığına açıkça delâlet etmektedir.Allah'ın Peygamberi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-, apaçık tebliğ etmeden ve Allah Teâlâ'nın dîn olarak kıldığı söz ve fiillerden oluşan her şeyi bu ümmete açıklamadan vefât etmemiştir.

   Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, kendisinden sonra insanların ihdas edip (uydurup) İslâm'a nisbet edecekleri söz ve fiillerin hepsinin, -hedef ve gâyesi güzel olsa bile- ihdas eden kimseye iâde olunacağını açıkça belirtmiştir.

   Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashâbı ve aynı şekilde onlardan sonra gelen İslâm âlimleri, bu durumu bildiklerinden dolayı bid'atları şiddetle reddetmişler ve onlardan uyarmışlardır. Sünnetin yüceltilmesi ve bid'atın reddedilmesi konusunda kitap yazan İbn-i Vaddâh, et-Tartûşî ve İbn-i Şâme gibi bütün âlimler, bu durumu kitaplarında zikretmişlerdir.

  Bazı kimselerin ihdas ettikleri bid'atlardan birisi de; Şaban'ın yarısının (Berât) gecesini kutlamak ve bu gecenin gündüzünü oruca ayırma bid'atıdır. Bu konuda dayanak teşkil edebilecek hiçbir delil yoktur.Bu gecenin fazîleti hakkında delil olarak itimat edilmesi câiz olmayan birtakım zayıf hadisler gelmiştir.Fakat bu gece kılınan namazın fazîleti hakkında gelen hadislerin hepsi uydurmadır. Nitekim birçok ilim ehli bu konuya dikkat çekmiştir. İnşaallah bazı âlimlerin sözleri ileride zikredilecektir.

   İlk müslümanlardan Şam halkı ile diğer kimselerden bu gecenin fazîleti hakkında eserler gelmiştir. Fakat âlimlerin çoğunluğunun görüşüne göre bu geceyi kutlamak bid'attır ve bu gecenin fazîleti hakkında gelen hadislerin kimisi zayıf, kimisi de uydurmadır.

   Hâfız İbn-i Receb; "Letâifu'l-Meârif" adlı kitabında bu konuya dikkat çekenlerden birisidir.Zayıf hadislerle, ancak aslı sahih delillerle sâbit olan ibâdetlerde amel edilebilir. Fakat Şaban'ın yarısının gecesini kutlamanın sahih bir aslı yoktur ki zayıf hadislerle amel edilebilsin. 

   Nitekim İmam Ebu'l-Abbas Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- bu kıymetli kâideyi zikretmiştir.

   İslâm âlimleri -Allah onlara rahmet etsin-; anlaşmazlığa düştükleri meselelerde insanların Allah'ın kitabına ve elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetine dönmenin farz olduğu konusunda oybirliğine varmışlardır. Allah Teâlâ ve elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- veya ikisinden birisi neye hüküm vermişse, o, uyulması farz olan dîndir.Allah Teâlâ ve elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in emirlerine aykırı olan her şeyin atılması ve terk edilmesi gerekir.

   Allah Teâlâ ve elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in buyurmadığı bütün ibâdetler, yapılması câiz olmayan birer bid'attır. Bu ibâdetlere dâvet ve teşvik etmek nasıl câiz olsun ki?

   Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Ey îmân edenler! Allah’a itaat edin. Rasûle itaat edin (hak olarak getirdiği şeylere uyun.) Sizden olan (müslüman) idârecilere (Allah’a isyanı emretmedikçe) itaat edin. Aranızda herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, gerçekten Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, o konuda hüküm vermek için, onu Allah'(ın kitabı Kur’an)a ve elçisi (Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünneti)ne götürün. Allah'(ın kitabı Kur’an)a ve elçisi (Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünneti)ne götürmek; sizin için (ayrılığa düşüp görüşlerinizle hareket etmenizden) daha hayırlı, sonuç bakımından da daha güzeldir." (Nisa, 59)

Yine, Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"(Ey insanlar! Dîniniz konusunda) ayrılığa düştüğünüz bir şeyde hüküm vermek, Allah’a mahsustur. İşte bu Allah, benim Rabbimdir. Ben (her işimde yalnızca) O’na dayandım ve (bütün işlerimde yalnızca) O’na dönerim." (Şura,10)

Yine, Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"(Ey Peygamber!) De ki: Allah'ı gerçekten seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, (mü'min kullarının günahlarını) çok bağışlayan ve (onlara) çok merhametli olandır." (Al-i İmran,31)

Yine, Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Hayır! Rabbine yemîn olsun ki (Ey Muhammed!) Onlar kendi aralarında çıkan anlaşmazlıklarda (hayatta iken) seni, (vefatından sonra da sünnetini) hakem kılıp sonra da senin verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan ve ona tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça îmân etmiş olmazlar." (Nisa,65) 

  Bu âyetler, her türlü anlaşmazlıklarda Kur'an ve sünnete dönmenin, Allah Teâlâ ve elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hükümlerine rızâ göstermenin farz olduğuna ve bu davranışın, îmânın bir gereği, dünya ve âhirette kullar için daha hayırlı olduğuna kesin bir delildir.
Hâfız İbn-i Receb -Allah ona rahmet etsin-;"Letâifu'l-Meârif" adlı kitabında bu konuda -söz ettikten sonra- şöyle demiştir:

"Şam halkından Hâlid b. Ma'dân, Mekhûl, Lokman b. Âmir gibi tâbiîn, Şaban'ın yarısının gecesini yüceltirler ve bu gecede çokça ibâdet ederlerdi. Bu gecenin fazîletini ve bu geceye saygı gösterilmesini insanlar bu kimselerden almışlardır. Denildiğine göre onlara (Hâlid b. Ma'dân, Mekhûl, Lokman b. Âmir'e), bu konudaki İsrâiliyattan olan haberler ulaşmıştır. Atâ ve İbn-i Ebî Muleyke gibi Hicaz âlimlerinin çoğu bunu reddetmişlerdir. Abdurrahman b. Zey b. Eslem de Medine halkının fakihlerinden bu şekilde nakletmiştir. Bu, aynı zamanda İmam Mâlik ve başka âlimlerin de görüşüdür.

Onlar şöyle demişlerdir:

"Bütün bunlar, bid'attır... İmam Ahmed'den -Allah ona rahmet etsin-, Şaban'ın yarısının gecesi hakkında herhangi bir söz olduğu bilinmemektedir..."

Hâfız İbn-i Receb -Allah ona rahmet etsin- devamla şöyle demiştir:

"Şaban'ın yarısının gecesini ibâdetle geçirmek hakkında, ne Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den, ne de ashâbından bir şey sâbit olmuştur." 

Hâfız İbn-i Receb -Allah ona rahmet etsin-, Şaban'ın yarısının gecesi hakkında ne Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'den, ne de ashâbından bir şeyin sâbit olduğunu açıkça belirtmiştir.
Meşrû oluşu şer'î delillerle sâbit olmayan hiçbir şeyi, ister tek başına olsun, isterse cemaatle olsun, ister gizlice yapsın, isterse açıktan yapsın, müslümanın onu Allah'ın dînine yerleştirmesi câiz değildir. Çünkü Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözü ile bid'atları reddetmeye ve onlardan sakındırmaya delâlet eden diğer deliller, bu konuda genel bir hüküm teşkil eder:
"Her kim  işimiz (dînimiz) üzere olmayan bir iş işlerse, o işlediği şey reddolunmuştur (bâtıldır ve ona itibar edilmez)."

İmam Ebubekir et-Tartûşî -Allah ona rahmet etsin-, "el-Havâdisu ve'l-Bideu" adlı kitabında şöyle demiştir:

"İbn-i Vaddâh, Zeyd b. Eslem'den rivâyet ettiğine göre, o şöyle demiştir:
Hocalarımızdan ve fakihlerimizden hiç kimseye, Şaban'ın yarısının (Berat) gecesine ve Mekhûl'ün hadisine itibar ettiklerine rastlamadık. Onlar, bu geceyi, diğer gecelerden daha fazîletli olarak da görmezlerdi.

Nitekim İbn-i Ebî Muleyke'ye denildi ki:
-Ziyâd en-Numeyrî diyor ki:
-Şaban'ın yarısının (Berat) gecesinin ecri, Kadir gecesinin ecri gibidir.
Bunun üzerine İbn-i Ebî Muleyke şöyle demiştir:
-Bunu ondan işitseydim ve elimde de bir sopa olsaydı, mutlaka ona vururdum.
 Ziyâd en-Numeyrî, insanlara hikâyeler anlatan birisiydi."

Büyük âlim Şevkânî -Allah ona rahmet etsin- "el-Fevâidu'l-Mecmûa" adlı kitabında şöyle demiştir:
"Ey Ali! Her kim, Şaban'ın yarısının gecesinde 100 rekât namaz kılarsa, her rekâtında Fâtiha ile birlikte 10 defa İhlas sûresini okursa, Allah Teâlâ onun bütün ihtiyaçlarını görür." Hadisi, uydurmadır. Yani Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e iftirâ etmektir.

-Bunu yapan kimsenin kazanacağı sevabın açıkça belirtildiği- hadisin lafızlarında uydurma hadis olduğunu ayırt edebilen hiçbir insan bunda şüphe etmez,hadisin râvileri de mechul kimselerdir.Bu hadis ikinci bir yolla da rivâyet edilmiştir ki hepsi de uydurmadır, râvileri de mechul kimselerdir.

"el-Muhtasar" kitrabının yazarı şöyle demiştir:

"Şaban'ın yarısında kılınan namazla ilgili hadis, bâtıldır. İbn-i Hibbân'ın rivâyet ettiği Ali'nin şu hadisi de zayıftır:

"Şaban'ın yarısının gecesi olduğunda gecesinde namaz kılın, gündüzünde de oruç tutun."

"el-Lâlii" kitabının yazarı şöyle demiştir:
"Şaban'ın yarısının gecesinde 10 ihlas ile kılınan 100 rekâtlık namaz, uydurmadır ve üç yolla rivâyet edilen râvilerinin çoğu mechul ve zayıf kimselerdir."

Devamla şöyle demiştir:
"30 İhlas ile kılınan 12 rekâtlık namaz,uydurmadır.14 rekâtlık namaz da uydurmadır."

Nitekim "İhyâu Ulûmiddîn" kitabının yazarı gibi bir grup fakih ile bazı tefsirciler bu hadise aldanmışlardır.Birçok farklı şekilde rivâyet edilen bu gece yani Şaban'ın yarısının gecesinde kılınan namazın hepsi de bâtıl ve uydurmadır."
Hadisçi Hâfız el-Irâkî -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:
"Şaban'ın yarısının gecesinde kılınan namaz ile ilgili hadis, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e nisbet edilen uydurma bir hadistir ve O'na yapılan bir iftirâdır."

İmam Nevevî -Allah ona rahmet etsin- "el-Mecmû'" adlı kitabında şöyle demiştir:

"Regâib namazı olarak bilinen; Receb'in ilk Cuma gecesi akşam ve yatsı namazları arasında kılınan 12 rekâtlık namaz, Şaban'ın yarısının gecesinde kılınan 100 rekâtlık namaz, bu iki namaz, münker olan iki bid'attır.Bu iki namazın, 'Kûtu'l-Kulûb' ve 'İhyâu Ulûmiddîn' adlı iki kitapta zikredilmesine ve bu ikisinde zikredilen hadislere aldanılmasın. Çünkü bütün bunlar bâtıldır.Bu iki namazın hükmü kendisine karmaşık gelip onların müstehap olduğu konusunda sayfalarca kitap yazan bazı imamlara aldanılmasın.Çünkü onlar, bu konuda hata etmişlerdir."

Değerli âlim imam Ebu Muhammed Abdurrahman b. İsmail el-Makdisî -Allah ona rahmet etsin- bunun bâtıl olduğu konusunda nefis bir kitap yazmış, bu konuda en güzel ve en iyi görüşü ortaya koymuştur. İlim ehlinin bu meseledeki sözleri pek çoktur. Biz, bu meselede onların bütün sözlerini aktarmaya çalışsak, konumuz uzayacaktır. Zikrettiğimiz şeyler, herhalde hakkı ve gerçeği arayan kimse için yeterli ve iknâ edici olmuştur.

Yukarıda geçen âyetler, hadisler ve ilim ehlinin sözlerinden; Şaban'ın yarısının gecesini namazla veya başka bir ibâdetle geçirmek, gündüzünü de oruç tutmak sûretiyle kutlamanın, birçok ilim ehline göre münker bir bid'at olduğu, bunun temiz İslâm şeriatında hiçbir aslının olmadığı, aksine sahâbe döneminden sonra İslâm dînine ihdas edildiği (sokulduğu), hakkı ve gerçeği arayan kimseye apaçık belli olacaktır.

Bu ve benzeri konularda hakkı ve gerçeği arayan kimse için, Allah Teâlâ'nın şu sözü yeterli olacaktır:

"Bugün size dîninizi (zaferi gerçekleştirmek ve şeriatını tamamlamak sûretiyle) kemâle erdirdim.(Sizi câhiliyye karanlığından İslâm nûruna çıkarmak sûretiyle) üzerinize nimetimi tamamladım ve dîn olarak da size İslâm'ı seçtim." (Maide,3)

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şu sözü de bu kimseye yeterli olacaktır:

"Kim, bu işimizde (dînimizde) onda olmayan bir şeyi ona ihdâs eder (açık veya gizli Kur'an ve sünnette aslı olmayan bir şey getirir)se, o ihdâs ettiği şey, kendisine reddolunmuştur (bâtıldır)." (Buhari)

   Ebu Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah          -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

"Cuma gecesini, diğer geceler arasından kıyam (gece ibâdet) ile ayrı tutmayın. Cuma gününü de diğer günler arasından oruçla ayrı tutmayın.Ancak birinizin (âdet üzere tutmuş olduğu) orucu, o güne denk geliyorsa, o bundan müstesnâdır." (Müslim)

   Bazı geceleri, birtakım ibâdetlerle ayrı tutmak câiz olsaydı, Cuma gecesinin diğer gecelerden önce olması daha uygun olurdu. Çünkü Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahih hadisleriyle Cuma günü; güneşin üzerine doğduğu en hayırlı gündür. 

   Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Cuma gecesini, diğer geceler arasından kıyam ile ayrı tutmaktan sakındırdığına göre, Cuma gecesinin dışındaki diğer gecelerden sakındırması daha önce gelir.Buna göre Cuma gecesinin diğer gecelerden ayrı tutulmasına delâlet eden sahih bir delil olmadıkça bu geceyi kıyam gibi herhangi bir ibâdetle ayrı tutmak, câiz değildir.
Kadir gecesi ile Ramazan ayı gecelerinde kıyam ve her türlü ibâdet meşrû olduğu için, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuya dikkat çekmiş ve ümmetini, bu geceleri kıyamla geçirmeleri için teşvik etmiş ve kendisi de böyle yapmıştır.

Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:

"Kim, (farz olduğuna) inanarak ve sevabını Allah’tan ümit ederek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş (küçük) günahları bağışlanır." (Buhari, Müslim)

   Şaban'ın yarısının gecesini veya Receb'in ilk Cuma gecesini veyahut da İsrâ ve Mirac gecesini herhangi bir ibâdete ayırarak kutlamak meşrû olsaydı, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ümmetini buna teşvik eder veya kendisi bunu yapardı. Şayet böyle bir şey vukû bulsaydı, sahâbe -Allah onlardan râzı olsun- ümmete bunu aktarır ve bunu asla gizlemezlerdi. Çünkü onlar, peygamberlerden -Allah'ın salât ve selâmı onların üzerine olsun- sonra insanlar arasında en hayırlı ve en iyi nasihat eden kimselerdir. Allah Teâlâ, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashâbından râzı olsun ve onları da râzı etsin.

Kıymetli müslüman!

Âlimlerin bu zikrettiğimiz sözlerinden şunu anlamış oluyorsun:

Receb'in ilk Cuma gecesi ile Şaban'ın yarısının (Berat) gecesinin fazîleti hakkında ne Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den, ne ashâbından -Allah onlardan râzı olsun- bir şey sâbit olmuştur.
Böylelikle bu iki geceyi kutlamanın, İslâm dînine ihdas edilen (sokulan) bir bid'at olduğu anlaşılmaktadır.
Aynı şekilde bu iki geceyi herhangi bir ibâdetle ayrı tutmak da münker bir bid'attır.
Yine, bazı insanların, İsrâ ve Mirac gecesi olduğuna inandıkları Receb'in 27. gecesini de herhangi bir ibâdetle ayrı tutmak da câiz değildir.
Yukarıda geçen deliller gereği, bu geceyi kutlamak da câiz değildir.
Şayet böyle bilinmiş olsaydı, ki nasıl bilinebilsin? Âlimlerin görüşlerinden doğru olanına göre bu gece bilinmemektedir.
İsrâ ve Mirac gecesi, Receb'in 27.gecesidir diyen kimsenin bu sözü, sahih hadislerde aslı olmayan, bâtıl bir sözdür.
Şâirin bu konudaki şu sözü ne güzeldir!
İşlerin en hayırlısı; hidâyet üzere geçip gidenlerdir... İşlerin en kötüsü ise, sonradan çıkarılan bid'atlardır.
Allah Teâlâ'dan, sünnete sımsıkı sarılmak ve sünnet üzere sâbit olmakta bizi ve diğer müslümanları muvaffak kılmasını, sünnete aykırı olan şeylerden bizi ve diğer müslümanları sakındırmasını dileriz. Şüphesiz ki O, cömerttir, karşılıksız verendir.

Allah Teâlâ, kulu ve elçisi, Peygamberimiz Muhammed'e, O'nun âile halkına ve bütün ashâbına salât ve selâm eylesin. 

                                                                                                                 Abdulaziz b. Abdullah b. Baz


                                                                                                                           

30 yorum:

  1. Selamun aleykum ve rahmetullahı ve beraketuhu... AH ah Ablacım bu konuda ıcım cok acıyor bu gunlerı kutlayanları gordukce uzuluyorum. Cogu zaman sessız kalıyorum :( benı anlayacagına ınandıgım kısılere kutlamadıgımı soyluyor ve nedenınıde acıklıyorum. ama en yakınım olan anneme babama acıklayamamak benı kahredıyor koru koruna ınanmaları benı uzuyor. bazen dılımın ucuna gelıyor ama sonar donup kalıyorum. Kadır gecesı hakkında soylemıstım gectıgımız ramazanda, ama yınede gıdıp kandıl ıcın ayrı ıbadet etmıstı. :( susmamam gerektıgınıde bılıyorum. gecmıs zamanda halamlara ben kandıl kutlamıyorum dedıgımde tanıdıkları bır muftu kutluyormus sen ondan daha ıyımı bıleceksın gıbı laf carttırmıslardı :( baskalarının sozlerı nedense daha ınandırıcı. ALLAHım bıldıklerımı en ıyı sekılde soylemeyı nasıp eyle banada .amın. selamun aleykum...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuhu Fatımacım,günümüzde insanlar ünvanlara önem veriyor malesef. Ünvanlar doğruların önünde bir engel teşkil ediyor. Ama şunu anlayamıyorlarki o ünvan sahipleri biyerlerin ve birilerinin bağlısı olduğu için, bu yerlerin memuru olduğu için amirleri nasıl buyuruyorsa o kadar söylüyorlar.
      Fatımacım, insanlara din adna birşeyler söylerken dikkatli olmamız gerekiyor. Anlayamayacak kişilere daha çok isyanlarını arttıracak şeyler söylememek, davet yaparken basiretle hareket etmek gerekiyor. Rabbim her birimizi hikmetle ve basiretle dinine yardım edenlerden kılsın.

      Sil
  2. Aleykumselam Ne zor durum dimi Fatma kanın canın boyle diyince.. müftüden daha mı iyi bileceksin.. saygımız sonsuz bizden büyüklere .. Lakin herşeye kuru kuruna bağlanmak insanlara nedense cazip geliyor..ekmek elden su gölden hesabı.. Allah bizleri ilmiyle donatsın. çevremize karşı iyi donanımlı eylesin inşaAllah..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. AMIN. AMIN. AMIN..
      Hemde o kadar zorkı. :( kendımı dıs kapının mandalıymıs gıbı hıssedıyorum o zaman.
      INSAALLAH gerceklerı gorurler gormek ıstedıklerını degıl. sevgılerımle. selamun aleykum ve rahmetullahı ve beratuhu...

      Sil
    2. Amiiin Ummu Ali kardeşim. Rabbim donanımımızı arttırsın.

      Sil
  3. Saliha abla benim en çok kaygı duyduğum şüphe ettiğim kandillerde yapılan ibadetler kutlamalar kayınvalidem de kuran dersleri alıyor ibadet etmekte bir şey yok diye anlatılmış ona da hocası vs tarafından anladığım kadarıyla kandilde oruç tutmak da bir ibadet oluyor bende yapıyordum kayınvalidemde öyle söyleyince :( içim acıdı şimdi benim ve bidat unsuruna giriyor anladığım kadarıyla ama öyle bir şey yok sevabı var deniliyor.:( camilerde özel geceler düzenlenmesi de öyle oluyor bidate giriyor rabbim bizi zamanın fitnesinden korusun amin amin amin sizlerin vesilesi ile faydalanıyorum düzeltiyorum yanlışlarımı allah razı olsun hepinizden.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Adsız kardeşim, yaptığımız bir ibadetin bize sevap kazandırması için bu ibadetin doğru olduğuna dair Kurandan ve Sünnetten delili bulunması gerekir. Yani Allah subhanehu ve tealanın ve Resulu sallallahu aleyhi ve sellemin bu ibadet hakkında bir emri, bir tavsiyesi olması gerekir. Sahabenin bunu yapmış olması gerekir. Dinimiz 23 yıl boyunca süren vahiy sonucu tamamlanmış, o zamanın yeryüzündeki müslümanları olan sahabede bu vahyi yaşamış ve bize örnek olmuşlardır. Allah Subhanehu ve teala bugün size dininizi tamamladım ayeti ile din tamamlanmıştır. Tamamlanan dine sonradan her hangi ilaveler yapmak kesinlikle caiz değildir. Çünkü dinimiz her yönü ile bize nasıl bir kulluk içinde olacağımızı ve ibadetlerimizde nasıl bir yol takip edeceğimizi açıkca belirtmiştir. Hiç bir eksik bırakmamıştır. Tuvalet adabına kadar bize kurallar kaideler koymuştur. Bu sebeple en ufak meselelerin dahi es geçilmediği bir dinde böyle önemli şeylerin unutulmuş olmasının imkanı yok. Bunlar doğru şeyler olsaydı mutlaka bize sahih olarak nakledilirdi. Böyle özel gecelerin olduğuna dair aktarılan hadisler ya uydurma yada zayıf hadislerdir. Rabbim bize hakkı hak olarak batılıda batıl olarak görebilmeyi nasip etsin.

      Sil
  4. Birde şu var ben muallakta kalmak istemiyorum ramazanda umre yapacağız inşallah Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutana, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allah istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, Geçmiş günahların affoldur der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti. [Taberânî] bunların gerçeklik payı nedir saliha abla her kaynak doğru olmayabiliyor.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle Rabbim umrenizi hayırlısı ile yapabilmenizi nasip etsin Gönül kardeşim. Rabbim en hayırlı bir şekilde gidip dönebilmeyi nasip etsin. Sormuş olduğunuz hadisle alakalı bilgiler şöyle:
      Hadisin tam metni şu:
      Enes b. Malik'ten :“Kim Receb'den bir gün oruç tutarsa. Sanki bir yıl oruç tutmuş olur. Kim yedi gün oruç tutarsa cehennem kapılan kendisine kapatılır. Kim sekiz gün oruç tutarsa, kendisine cennetin sekiz kapısı açılır.Kim de on gün oruç tutarsa, Allah'dan ne dilerse kendisine onu verir.Kim de onbeş gün oruç tutarsa, gökten bir münadi ona seslenir: Senin geçmiş günahlarını bağışladım. Ameline yeniden başla. Senin kötülüklerini iyiliklere çevirdim. Kim fazla amel ederse, Allah da ona fazla ecir verir.Receb'de Nuh (a.s.) gemiye bindirildi. Nuh oruç tuttu ve kendisiyle beraber olanların da oruç tutmalarını emretti. Gemi Muharrem'e kadar altı ay suların üzerinde yüzdü.”

      Hadis hakkında hadis alimlerinin söyledikleride aşağıda kardeşim.
      es-Suyuti, el. Leal el-Masnua Fi'l -Ehaddis el- Mevdua: C.2 s.116. İbn Hacer, el-Askalani, Tebyinul-Aceb Bi Ma Verede Fi Şehri Receb: s. 48,49. Senedinde hadis uyduran kimseler vardır der. (İbn Hacer bunu el-Beyhaki'nin Sünen'inde Enes b. Malik'ten rivayet ettiğini zikreder.)

      Bu hadis bu haliyle uydurma en azından zayıf hadis. Hadis alimlerinin hepsi zayıf hadisle amel edilemeyeceğine dair görüş birliği içindedir.

      Birde gönül kardeşim yine buna benzer hadislerin neler olduğunu merak ediyorsanız aşağıdaki linke bakabilirsiniz.

      http://www.islam-tr.net/bayramlar-onemli-gun-ve-geceler/28629-taberani-ve-recep-ayi-hadisleri.html

      Sil
    2. Aleyküm selam !
      Az ibadetle çok sevap vaad eden hadislere dikkat etmek gerekir diye biliyorum ...İslam bir hayat tarzıdır ...Sonuç odaklı değil emek odaklı yaşanır .Ve biz biliriz ki Rabbimiz hiçbir emeği zayi etmez .
      Salihacım vahyin süresini ben mi yanlış biliyorum acaba ? 23 yıl değil miydi ?
      Allaha emanetiz ...

      Sil
    3. Subhanallah kardeşim ben yanılmışım. Tabiki vahyin süresi 23 yıl. 13 yıl sadece Mekke dönemi zaten. Allah razı olsun uyardığın için Gönül kardeşim. Hemen düzeltiyorum inşaAllah..

      Sil
    4. bende yorgunlukla dikkat etmemişim saliha abla okudum ama üzerinde durup düşünmemişim allah razı olsun adsız kardeşimizden adsız arkadaşta ben değilim oda karıştı sanırım artık adımı yazabiliyorum öğrendim birde sağdaki butondan mailimi yazıp buradaki paylaşımlardan haberdar olabilmeyi başarabilseydim hayırlısıyla :) her zaman fırsat bulamıyorum buldukça düzeltiyorum kendimi hayırlı geceler ;)

      Sil
  5. Allah razı olsun abla inşaallah hayırlısı ile yapmayı nasip etsin. Çok çok kafamda sorular olşturan konulardı bunlar allah senden razı olsun,bize çok faydalı oluyorsunuz.sizin vesilenizle yakınımdaki insanlara bende faydalı olmaya çalışıyorum.Yine az önce kayınvalidemle buna benzer bir konuşma geçti aramızda bugün oruç tutmuştu kendisi hocasınında kesinlikle böyle günlerde oruç tutulmasının çok sevap olduğunu belirtmiş.Hocası Cübbeli ahmet hocanın ilmine çok güveniyormuş.Her hocaya ilim insanına da güvenilmiyor .Yukarda adsız adlı kişi de benim adımı yazmayı başaramamıştım adsız olarak çıktı abla paylaştığın linke de bakacağım inşaallah allah sizlerden razı olsu.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Allah hepimizden razı olsun kardeşim. Hepimiz bu davetin birer halkası olma, Allah'ın dinine yardım etme noktasında kulluğumuzu yapıyoruz. Rabbim senden de razı olsun bilgilerini etrafındakilerle paylaştığın için Gönülcüm. Rabbim nice güzelliklerin altına imza atmanı nasip etsin.
      Gönülcüm, Cübbeli Ahmet hoca hadislerin kaynaklarının kesinlikle sorulmamasını ve insanların bu konuda kendilerine güvenmesini isteyen bir hoca malesef. Ama her insan hata yapabilir ve Allah Resulu hariç kimse masum değildir. Biz mutlaka dinimizi sahih deliller üzerine bina etmemiz ve hadislerin sıhhat derecesini mutlaka araştırmamız gerekir.
      Özellikle bahsettiğin hoca ve cemaati başka bir yorumda da bahsettiğim gibi bize dinimizi açıklayan bu kadar çok hadis varken sanki özellikle gidip zayıf ve uydurma hadisleri seçip onlarla amel etmektedirler. Yani özel çaba sarfetseler bunun için bu kadar olmaz. Ama kardeşim Allah Resulunun getirdiği apaçık din bazılarına yetmemekte, az gelmekte ve dini kendilerine zorlaştırma adına sonradan birçok şeyler çıkarmaktadırlar. Allah bizi sonradan dine eklenmeye çalışılan şeylerden korusun.

      Sil
    2. Amin amin amin saliha abla henüz evladım yok rabbim nasip ederse onlara da yine rabbim nasip etsin faydalı anne baba olmayı eşim ve bana evet bende sizin dediklerinizi ifade etmeye çalıştım elimden geldiğince kayınvalideme allah bizleri doğru yoldan ayırmasın.Ben şahsen cemaat hocalarına güvenmiyorum hep bir şüphemde vardı kendisine karşı radyoda sohbetlerine de denk gelmişliğim vardır zira bir diğer cemaat önderi olan zat içinde aynı kaygıları taşıyordum siz ve cahide abla vesilesi ile daha da belirgin bir yön verdi bana ilmi, gerçek kaynaklarından almam konusunda dediğini< gibi araştırdıkça neler neler çıkıyor karşıma verdiğiniz linki çok detaylı olmasa da bakabilme fırsatım oldu oradan da yararlanacağım artık inşaallah rabbime emanet olsun hayırlı geceler.

      Sil
    3. Dinimiz bizim için en değerli varlığımız Gönül kardeşim. Onun sayesinde hem dünyamızı en güzel bir şekilde yaşıyoruz, hemde ahiret hayatımızı kazanıyoruz. Öyle bir hayatki, sonsuz ve sonsuz güzellikler içinde. Rabbim bizi ümid ettiğimiz bu güzelliklere nail eylesin.
      Tüm bu güzelliklerin sahibi olabilmeninde tek bir yolu var Gönülcüm o da, Allah Resulu sallallahu aleyhi ve sellemin ve ashabının yaşadığı gibi bir din yaşamak. Tevhid ehli birer müslüman olmak. Çünkü Rabbimiz kendisine şirk koşmadan huzuruna gidersek tüm günahlarımızı bağışlayacağını haber veriyor bize.
      Allah Resulu sallallahu aleyhi ve sellemde bu ümmetin 73 fırkaya yani gruba ayrılacağını 72 sinin cehenneme sadece birinin cennete gideceğini haber veriyor. Ashabın bu kurtulan fırkanın hangi özelliklere sahip olduğunu sorması üzerine de "benim ve ashabımın yolu üzerine olanlar" diye cevaplıyor. Günümüzde her grup bu fırkanın kendileri olduğunu iddia ediyor. Bunun ölçüsü belli Gönül kardeşim. İnanç esasları ve amelde kim ne kadar Allah Resulunun ve ashabının yolunda ona baksın. Ne kadar benzerlikler var? Yüzde kaçı uyuyor? Araştırdıkca göreceksinki bu oran şuan yaşanan islami ortamda çok düşük.
      Malesef insanımız hazırı seviyor, pazardan domates biber alırken gösterdiği özeni dinini yaşarken göstermiyor. Duyduklarını ve öğrendiklerini sağlammı, çürükmü diye sorgulamıyor. Din insanımızın nezdinde gelişigüzelde yaşanılabilecek bir olgu. Sanki Rabbimize muhtaç olan biz değilizde Rabbimiz bize muhtaç gibi bu kadar yapıyorumya, bu kadar yaşıyorumya düşüncesi hakim. Allah sonumuzu hayretsin kardeşim...

      Sil
    4. Hayatımızı dünyalık yaşıyoruz çoğunlukla etrafımda gözlemlediklerim de bana bunu hissettiriyor evet hazırı seviyoruz ve bize ne verilirse onu alıyoruz. Fani olan adına maneviyatımızı çöküyor maddileşiyoruz, cennet ucuz değil cehennemde pahalı değil :( o yüzden bir şey yaparken sorguluyorum ,sorgulamaya çalışıyorum doğruluğundan emin olmadığımı araştırma peşine düşüyorum kaygılarım çok fazla; inanç esaslarına uymayan yaşamlar karşısında annelik babalık nasıl yapacağız evlatlarımıza koruyabilecek miyiz ? Bu yozlaşmış ortamdan rabbim nasip ederse inşaallah allah yardımcımız olsun.

      Sil
  6. şimdi Saliha'm acaba senin okuma özürlü bacın doğru anlamış mı bak bakalım: Regaip, mevlüt, miraç, berat kandillerinde, cuma gecelerinde özel kutlamalar yapmak yani o gecelere has namazlar kılıp, o geceler için kuran okumak bidattir. kadir gecesi ve diğer ramazan geceleri yapılan ibadetler meşrudur, yapılabilir. bir de cuma günleri, günler içinde en hayırlı olanıdır. bir de şunu sorayım..cuma günün bitmesi cuma namazından sonrasına mı tekabül eder? ALLAH ilmini artırsın. sağlıcakla bacım benim

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Benim bacıma lütfen hakaret etme gücüme gidiyor kardeşim, evet Sıdıkacım aynen anladığın gibi kardeşim. Rabbim hepimizin ilmini ve anlayışını arttırsın. Cuma gününün faziletinin ne zaman biteceği hakkında beyan edilen görüşlerin en isabetli olanı ikindi vaktine kadar olandır. Çünkü Cuma namazı ikindi vaktine kadar farklı vakitlerde kılınabiliyor. Mesela burda bazı camilerde ilk vaktinde, bazılarında ortalarına doğru ve bazılarında ise çalışan kimselerinde rahatlıkla kılabilmesi için daha ileri saatte kılıyorlar. Bir görüşe görede güneş batana kadar olduğu belirtiliyor Sıdıkacım.

      Sil
    2. Saliha abla yorumunu okuyunca merak ettim sen mekkede yada medinedemi ikamet ediyordun cahida ablanın sayfasından hatırladığım kadarıyla şimdi aklıma geldi öyle hatırlıyorum sanki .

      Sil
    3. Hayır Gönül kardeşim, ben Almanya'da yaşıyorum şuan.

      Sil
    4. ALLAHIM bize HAMİLİK VELİLİK SAHİPLİK ET.
      Gerçek Müslümana karşı kalbimizde kin bırakma.AMİN.
      Esselamu Aleyküm degerli kardeşim
      Yaşça belki anneniz yaşındayım.Toplum olarak ne kadar Asaletli duruşlar YİTİRDİKİ, Cenabı Allah bize acısın.Bu gün en dindar geçinenimize bile desenki, çok degil büyüklerimden duymuşuz.Gelin hanımın bebegi dünyaya gelene dek, AYNI EVDE yaşayan kayınbabanın durumdan habersiz oluşunu.Kime anlatabilirsin HAYA İMANDANDIRI. Şimdilerde en ihvan zanedilenler blog üzerinden hamilelik muştuluyorlar.Bu sadece bir örnek, bir sürü tezatlar içindeyiz maalesef.Eee Bu durumda KANDİL kutlamamak.Amacım kimseyi incitmek degil sadece iştişare, Peygamberimiz (s.a.v.) UN eleyip, yöresinin (sanırım ekmekti) yapan VALİDEMİZE (r.a.) eledigi KEPEGİ geri kattırmış.Söyleyin bakalım kepekli UNLA günümüzde hangi mamül yapılır. Lütfen bu kadar tezatlar içinde iken, KANDİL KUTLAMAMA işini havsalam almıyor Vesselam. Essalamu Aleyküm

      Sil
    5. Aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuhu ablacım. Anneniz yaşındayım dediğiniz için bu şekilde hitap ettim ablacım.
      Dediğiniz gibi toplumumuz bir çok yönden hayasızlaştı ve yozlaştı. Bir an önce bu durumdan kurtulup bize yakışan kimliğimize geri dönmemiz gerekmekte ve inşaAllah Rabbim bize bunu en yakın zamanda bize nasip eder.
      Fakat ablacım toplumdaki bozukluğu dinimizde aslı olmayan bid'atleri yerine getirerek gideremeyiz. Hepsinin yeri ayrıdır,kimbilir belkide dinin aslında olmayan ve işlediğimiz bunca bid'ate binaen Rabbimiz bizi bu hallere getirmiştir. Çünkü her bid'at bir sünneti ortadan kaldırır. Yani mesele basit değil ablacım. Biz toplum olarak tekrar dirileceksek bu dinin asıllarına ona sonradan dahil edilen şeyleri ayırdederek mümkün olacaktır.
      Sizin baktığınız şekilde bakınca bu durum mantıklı gelebilir ve onca yitirilmiş değer varken bunlarla uğraşmak niye diye düşünülebilinir fakat, durum gerçekte böyle değil. Bu yanlış bir bakış açısıdır. Bu bakış açısı bize hata yapmayı kolaylaştırır. Din bir bütündür ve onu bütün olarak alıp hayatımıza geçirirsek ancak başarıya ulaşabiliriz. Rabbime emanet olun ablacım aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuhu

      Sil
  7. Anladım abla ben karıştırdım demek ki ;)

    YanıtlayınSil
  8. kaynak olarak aldiginiz yazar hakkinda bilgi asagidadir.
    Abdülaziz bin Baz

    Sual: Suudlu Abdülaziz bin Baz kimdir?
    CEVAP
    Vehhabidir. Yazdığı "Akidet-üs-sahiha" adlı kitap "Doğru İnanç" ismi verilerek Türkçeye tercüme edilmiş ve Türkiye’nin her yerinde dağıtılmaktadır. Allah arşta oturuyor diyor.

    Abdülaziz bin Baz, ehl-i sünnet itikadındaki müslümanlara Müşrik damgasını vuruyor, her müslümanın "Necdi" yani vehhabi olmasını istiyor. İstiva, Yed, Vech gibi müteşabih kelimelere, oturmak, el, yüz gibi manalar vererek -hâşâ- Allahü teâlâyı cisim olarak bildiriyor. Müşebbihe fırkası gibi inanıyor.

    (Üstadımız İbni Teymiye de böyle söyledi) diyerek onun da Müşebbiheden olduğunu gizlemiyor. Kitapta imam-ı Malik hazretlerinin hocasının (İstivanın keyfiyeti bilinemez) dediğini yazıyor. Doğrusu da budur. Fakat Necdi hemen birkaç satır sonra, (Allah göklerin üstünde bulunan Arş üzerinde oturuyor) diyor. Keyfiyeti bilinmeyen şey üzerinde nasıl böyle kesin konuşuyor.

    Selef-i salihin denilen önceki âlimler, İstiva, Yed gibi kelimeleri tevile lüzum görmezlerdi. Çünkü bu kelimelerin mahiyeti bilinirdi. Mesela (İstanbul, valinin elindedir) denilince, bunun açıklanması istenmez, herkes buradaki el kelimesinin hakiki el ile ilgisi olmadığını bilirdi. (Allah Arşı istiva etti) denince de, Allah’ın Arşa hükümran olduğunu anlarlardı.

    Fakat Müşebbihe denilen bozuk fırka, (Allah’ın bizim gibi eli var. Allah Arşın üstünde oturur) gibi manalar verince sonraki âlimler bu kelimeleri açıklamak zorunda kalmışlardır. Kur'an-ı kerimde böyle tevil edilmesi gereken çok âyet-i kerime vardır. Hakiki manası ile alınırsa acayip manalar ortaya çıkar. Mesela Kur'an-ı kerimde (Köye sor) buyuruluyor. Köyden maksat, köydeki insanlardır.

    Yine Kur'an-ı kerimde kâfirlerin sağır, dilsiz ve kör olduğu bildiriliyor. (Bekara 18) Kâfirler sağır, dilsiz ve kör değildir. Bunlara, hakikati duymadıkları için sağır, hakkı söylemedikleri için dilsiz, doğru yolu, gerçekleri göremedikleri için kör denilmiştir. Bilen için bunları izaha lüzum yoktur.

    Eskiden de istiva, yed, vech gibi kelimeler tevil edilmeden bilinirdi. Müşebbihe fırkası ve sonra necdiler, bu kelimeleri hakiki manası ile alınca, hâşâ Allah’a mekan ittihaz etmiş oldular. Onu cisim zannettiler. Necdi Abdülaziz Baz da, (Allah gökte Arşın üstünde oturuyor) diyerek küfre giriyor. (S.8-10)

    Abdülaziz Baz, (İman, dil ile ikrar ve inanılanı yapmaktır. İman itaat ile artar, isyan ile azalır) diyor. (s.18) Bu tarifin içinde kalb ile tasdik yoktur. Halbuki bir kâfir de dil ile Kelime-i şehadeti söyleyebilir. Kalb ile tasdik etmedikçe kıymeti olmaz. İnanılanı yapmak ameldir. Mesela orucun farz olduğuna inanan kimse bunu yapmazsa günaha girer, imanı gitmez. Necdi, inanılanı yapmak iman diyerek amelin, imanın bir parçası olduğunu söylüyor. Halbuki amel imandan parça değildir. Mesela oruç tutmayana kâfir denmez. (İman artar, eksilir) demekle, gerçekte imanın artıp eksildiğini zannediyorlar. Halbuki iman, "Amentü..." de bildirilen altı esasa inanmak demektir. Bunun birine inanmamak küfür olur. Bu bakımdan iman zamanla azalıp çoğalmaz. Bazı âlimler, imanın azalıp çoğalacağını söylemişlerse de bunlar, imanın kendisinin değil, parlaklığının artıp eksileceğini bildirmişlerdir.

    Müslümanların Vehhabilerden öğrenecekleri bir şey yoktur. Onları âlim sanarak savunmak, çok dehşet vericidir. Bunu değil bir âlim, bir ilkokul öğrencisi söylese, o dersten zayıf alır. Bu kadar yanlış söyleyen kimseye nasıl âlim denir? Acaba bu, İngilizlerin kurduğu Vehhabiliği savunmanın yeni bir taktiği midir?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Selamun aleykum kardeşim, selamsız sabahsız hemen yoruma başladığınıza göre bu durum sizi baya rahatsız etmiş anlaşılan.
      Bloğuma yazısını alıntıladığım yazarın kim olduğunu ve nasıl inandığını bilmeden, hangi konuda nasıl düşündüğünü öğrenmeden bunu yapacağımı düşünmediniz heralde. Bu konuda en titiz insanlardan biriyim. Birçok konuda alıntı yapmak çok daha kolayken sadece bu sebepden tüm yazılarımı kendim yazmayı tercih ediyorum. Bunun dışında alıntı yaptığımda da akidesini bilmediğim ve tanımadığım yazarlardan asla alıntı yapmamaya çalışıyorum bu sebeple içiniz rahat olsun kardeşim.
      Ama siz itham ettiğiniz ve karaladığınız kimselerin gerçekte neye inandığını ve hangi düşüncelere sahip olduğunu sanırım gerçek kaynaklardan değilde hocalarınızın karalamak için yazıp size sunduğu kaynaklardan öğrenerek alıntılar yapıyorsunuz.
      Benden size kardeşce bir tavsiye olsun. Eğer samimi bir mü'min ve gerçeğin peşinde bir kul olmak istiyorsanız size karşı gibi gördüğünüz insanların kitaplarınıda okuyun. Onlara yöneltilen ithamları sadece onlara o ithamları yöneltenlerden değil, kendi kitaplarınıda bakarak araştırın. Korkmayın! Ne kaybedersiniz ki? Sadece ya kendi düşünceniz daha çok zihninizde netleşir yada gerçeklerin sadece size sunulan doğrulardan ibaret olmadığını görür ve anlarsınız.
      Yazınızdaki ithamlara gelince; Şeyh Abdulaziz b.Baz çok şerefli, haysiyetli, bu dönemde Allahın Resulunun sünnetinin tekrar dirilmesine vesile olan ve insanların din diye yaşadıkları şeylerin bir çoğunun dine sonradan dahil edilen safsatalar olduğunu delilleri ile ortaya koyan bir alimdir. Kur'an ve Sünnetle amel eden, Kur'an ve Sünnetin durduğu yerde durmasını bilip, konuştuğu yerde de konuşan bir alimdir. Dinden anlattığı her mevzuyu delilleri ile destekleyen bir alimdir. Bazıları gibi bu işi rüyalarla, keşiflerle, hikayelerle ve olmadık kerametlerle yapmayan bir alimdir. Allah ona rahmet etsin ve günahlarını affetsin.
      Siz yorumunuzda öyle iftiralar atmışsınız ki şeyhe bu bu bilgileri nasıl dikkatsizce toplayıp yapıştırdığınızı çok belli ediyor. Sizin şeyhi itham ettiğiniz düşünceler müşebbihe taifesinin sahip olduğu düşüncelerdir. Ehli Sünnet alimin hiçbiri böyle bir düşünceye sahip değildir. Kur'anda geçen ve mahiyeti yani içeriği bilinmeyen isim ve sıfatlar olduğu gibi alınır ve kabul edilir.
      Mesela: İstiva ayetini ehli Sünnet olduğu gibi kabul eder ona asla bir mana vermez. Ama bugün içinde bulunduğumuz toplumun sahip olduğu maturudi akidesi isim ve sıfatlarda birçok yoruma, bir çok tahrife ve teşbihe gitmiştir.
      Ehli Sünnet Allahın ayetlerinde bahsettiği "el" sıfatını hiçbir şekilde yorumlamazken bu insanlar tüm arapça orjinal nüshalarında böyle olmamasına rağmen tahrif ederek türkçeye tercüme ederken "kudret eli" diye tercüme etmiştir. Gördüğünüz gibi teşbihi yani benzetmeyi veya tahrifi biz değil maturudi akidesine sahip insanlar yapmışlardır.

      Sil
    2. Allah Resulunun akidesi,sahabesinin akidesi, onlardan sora gelen hayırlı üç neslin akidesi bu hususlarda asla bir benzetmeye, tahrife, teşbihe gitmeden bu isim ve sıfatları olduğu gibi almak ve kabul etmekti. Onlar bu hususlarda bu isim ve sıfatları kabullenmişler, kullanmışlar ama üzerinde yorum yapmamışlardır.
      Bu topluma neden Allah resulunun ve sahabesinin ve daha sonra onlara aynen uyan alimlerin akidesi değilde,bunlardan seneler sonra ortaya çıkan çeşit çeşit akşdeler öğretilmekte?
      Amelde Ebu Hanife Rahimehullahın dediklerinden gram şaşmamaları gerektiği telkin edilen bu insanlara akidede neden onun inanç esasları öğretilmemekte sizce? Ebu Hanife rahimehullahın iman esasları neden telkin edilmemekte? Büyük imamın kendi eliyle yazdığı tek kitap akideyle ilgili olduğu halde, akideye bu denli önem verdiği halde neden bu insanlara aktarılmamakta?
      Kardeşim, sizin gerçekten ayet ve hadis okuduğunuzdan emin değilim. Eğer okuyorsanız dahi aklınızı bir yerlere kiralamadan bunu yapın lütfen. Allah için siz bu dünyaya tek başınıza geldiniz ve tek başınıza bu dünyayı terkedeceksiniz. Tek başınıza bu dinden sorumlusunuz. Bu dini anlamaktan ve yaşamaktan mesulsünüz. Ve ahiret günü tek başınıza hesap vereceksiniz. O gün yanınızda yakınınızda hiç kimse olmayacak. Siz bulmaya çalışsanızda sizden kaçacaklar. Lütfen Allah için, kendiniz için tüm samimiyetimle söylüyorum Kur'an'ı ve Sünneti okuyun. Tüm ön yargılarınızdan arınarak ve öğrenmişliklerini bir kenara bırakarak okuyun.
      İşte o zaman imanın artıp artmadığını, eksilip eksilmediğini, amelin imandan olup olmadığını çok daha iyi anlayacaksınız. itham ettiğiniz konularda ne denli bilgi ve anlayış eksikliğinizin olduğunu farkedeceksiniz.
      Birilerinin koyduğu akide prensipleri yerine, Allah Resulu ve sahabesinin prensiplerine sahip olun. Onlara bu şekilde uyan alimlerin prensiplerini benimseyin. Abdulaziz bin. Baz rahimehullahda bunlardan biridir. Dilinizi ve kalbinizi bu insanlara ithamlarda bulundurarak kirletmeyin. Yarın çok pişman olursunuz.
      Değerli kardeşim, esas dehşet verici olan nedir biliyormusunuz? Sizin hiç haketmedikleri halde bazı insanları alim sanarak yüceltmeniz ve onların dinden birşeyler bildiğini sanmanızdır. İşte o alimler bu toplumu bu hale getirmişdir. Her Kur'an ve Sünnet ahli insana Vahhabi yakıştırması yaparak adeta bir öcü üretmişlerdir. Ama artık bu toplum bu öcüden korkmamaktadır. Kendi ürettikleri bu öcüden kendileri korkar hale gelmişlerdir. Bence sizde bu hayali öcünüzle biran önce barışın. Yoksa başınızı kuma gömmek ve görmemek sadece sizin helakınızı arttırır.
      Bir dersten zayıf alıp almamak soran sorulara ve soran kişilerin soru şekline göre değişir. Bizim için önemli olan hesap günü Rabbimizin sorduğu sorulardan zayıf almamaktır. Bence sizde bunun gayreti içinde olun. Yoksa gerisi boş kardeşim..
      Siz hala bu ingiliz casusu safsatasına inanıyormusunuz? Hayretki ne hayret.
      değerli kardeşim, yapmış olduğunuz yoruma tüm iyi niyetimle cevap vermeye çalıştım. Sizde inşaAllah aynı iyi niyeti gösterir ve yazdıklarımı değerlendirirsiniz. Allaha emanet olun.

      Sil
  9. SA,

    “Allah Tealâ, Şaban ayının on beşinci (Berâat) gecesinde –rahmetiyle– dünya semasına iner, orada tecelli eder ve Kelb Kabîlesi'nin koyunlarının tüyleri sayısından daha çok sayıda günahkârı affeder.”(Tirmizi, Savm, 39; İbn Mace, İkame, 191.)

    Başka bir rivayete göre de Hz. Peygamber (asv):

    “Şaban’ın ortasındaki (Berâat kandili) geceyi ibadetle ihya ediniz, gündüzünde de oruç tutunuz. Allah Tealâ o akşam güneşin batmasıyla dünya semasında tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu benden af isteyen, onu affedeyim. Yok mu benden rızık isteyen, ona rızık vereyim. Yok mu bir musibete uğrayan, ona afiyet vereyim. Yok mu şöyle, yok mu böyle!’ der.” buyurmuştur.(İbn Mace, İkame, 191.)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuhu
      Bu zikretmiş olduğunuz hadisler ve bu konuda gelmiş diğer tüm hadisler zayıftır kardeşim. Bu konuda uzman ve hadis doktorası bulunan öğretim görevlisi bir hocamızın bu hadislerle alakalı yazısı aşağıda. dilerseniz bakabilirsiniz.

      http://www.islamhouse.com/168099/tk/tk/articles/Kandil_Gecelerine_Reddiye

      Sil