Hayatın içinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayatın içinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.7.14

SEN RABB'İN İÇİN ÇOK ÖZELSİN!!!



                                                  


     Sen kendini çok özel hissetmek, değer verilmek ve takdir edilmek istiyorsun öyle değil mi? Ve bunu çoğu zaman çevrendeki insanlardan bekliyorsun. Rabbinin senin nasıl düşündüğünü, sana nasıl değer verdiğini, senin için, senin rahat ve huzurun için nasıl tüm kainatı hizmetine sunduğunu biliyormusun? Rabbinin seni nasıl eşsiz bir varlık kıldığından haberin varmı? 

     Rabbin göklerde ve yerdeki her şeyi senin hizmetine sunduğunu şöyle haber veriyor:

     "Göklerdeki ve yerdeki her şeyi kendi katından (bir nimet olarak) sizin hizmetinize verendir. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır."  Casiye, 13

     Rahat rahat dolaşasın diye yeryüzünü dağlarla sabitlediğini sana şöyle haber veriyor:

     "Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar; yolunuzu bulmanız için de nehirler, yollar ve nice işaretler meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar." Nahl, 15-16

     "O, gökleri görebildiğiniz bir direk olmaksızın yarattı, sizi sarsmasın diye yere de ulu dağlar koydu ve orada her çeşit canlıyı yaydı. Biz gökyüzünden su indirip, orada her faydalı nebattan çift çift bitirdik." Lokman, 10

     Gökyüzünden yağmuru senin için indirdiğini söylüyor:

     "O, gökten sizin için su indirendir. İçilecek su ondandır. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de onunla meydana gelir." Nahl,10

     Yağmuru vesile kılarak senin için çeşit çeşit meyve ve sebzeler var ettiğini söylüyor:

     "Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır." Nahl, 11

     Yarattığı çeşitli meyva ve sebzeleri ve daha başka nice şeyleri senin göz zevkine hitap etsin diye çeşitli renklerde ve şekillerde yarattığını haber veriyor:

LOKMAN ALEYHİSSELAMIN OĞLUNA NASİHATİ


23.6.14

NASIL KUR'AN OKUMALIYIZ?


Esselamu aleykum kardeşlerim..

Rabbimizin rahmetinin kat kat arttığı Ramazan ayı yaklaşmakta ve bu vesile ile Kur'an okumalarımız artmakta. Kur'an'ı okurken nelere dikkat etmemiz gerektiği hususunda çok önceleri almış olduğum notları sizin için derledim. İnşaAllah faydalı olur. 

Kur’an bir hayat nizamıdır.

Kur’an okurken sahip olmamız gereken mantık, Bu kitap bir hayat nizamıdır.bu kitabın içinde emirler ve nehiyler, geçmiş ve gelecekten haberler, hayatı her yönüyle içindekilere göre uydurulması gereken bir kitap’tır.

Kur’anı sadece anlamak için okumalıyız.

 Kur’an  meali okurken ilk yapılacak şey metnin anlamaya çalışılmasıdır. Okuma denilince oku dediğimizde Türkçe bu kelimenin kişide yaptığı çağrışım nedir? Mutlak beraberinde anlamak olmalıdır. Niçin okunmalı? Anlamak için. Kur’an okunmaya başlandığında anlatma kelimesi seneler sonraya atılmalıdır.Bu illa seneler sonra anlatılmaya başlanmalıdır anlamında değidir, ama anlatmak kişinin enson düşüneceği bir şey olmalıdır.

Kur’an-ı neden anlatmak için değil anlamak için okumalıyız?

Kur’an-ı ister doğrudan doğruya Arapça olarak, ister ana dilimizdeki çeviri olsun okumaktan maksat O’nu anlamaya çalışmak olmalıdır. Sonra anladığımızla amel etmek niyetine sahip olunmalıdır. Kimse kafasına göre anlayıp, hüküm çıkarıp, başkalarına hocalık yapması için okumamalıdır.

Anlarken anlamaya çalışırken mutlak anlamada bazı hatalar olabilecektir. Tercümede oluşan hata ile, metni anlayamama hatasının bir sınırı vardır. Her hata sahibine göre değerlendirilir.Ben bu vaziyetimle kalp ameliyatı olcak birisini  ameliyat etsem o adam ölse benim yaptığıma hatamı denilir? Denilmez bu bir suçdur. Ama hakiketen cerrah bir kardiyolog onu ameliyat ederse oda hata yapabilir, ama onun hatası suç olmaz. Bu yüzden Kur’an okurken yapılacak hataların sınırını çizmek gerekir. Bu yanlış anlamaları ve hataları devamlı Rabbimiz tarafından affedilebilir, mazereti kabul edilebilir seviyede tutmamız gerekir.

20.6.14

CEMAAT DENİNCE AKLIMA KURTULUŞ YERİ GELİRDİ...

Esselamu aleykum gönül dostlarım..

Cemaat ile ilgili yazının yayınlanmasından sonra bir kardeşimiz cemaatler hakkındaki düşüncelerini ve kendi hayatında yaptığı tecrübeleri yazıya dökerek göndermiş. Öyle samimi ve içten yazılmış ki satırlar eminim hepiniz bu satırlarda kendi hayatınızdan kesitler bulacaksınız.

     Cemaat dendiğinde aklıma önceden kurtuluş yeri gelirdi. Cemaat ehli insanlarda kurtulmuş insanlar...  Keşke bende cemaate bağlı biri olabilsem diye düşünürdüm. Lakin ne zaman adım atsam kendilerine göre bir yaşayış tarzı benimsemiş, kendilerine ait kuralları olan bir toplulukla karşılaştım.


     Cemaatler benim size ulaşmama vesile oldu. Hani insan bazen kalabalıklar içinde kendini yalnız ve yabancı hisseder ya, benim de durumum aynen böyleydi. Çevremde her kesimden insan vardı, ailemde de. Ama Allah'ın bize emrettiği dini hakkı ile yaşayan kimseyi görememek insanı bazen arayışa sevkediyor. Ben kah aradım, kah kaçtım, kah sorguladım. Sorgulamalarım işe yaradı aslında elmanın sağlamı ile çürüğünü birbirinden ayırmama vesile oldu.


     En başta İsmailağa cemaati olarak bilinen toplulukda gözlemlediğim şunlardı: Çarşaf giyilecek, efendiye bağlanılacak, dersler alınacak, tesbihler çekilecek. Sabahlara kadar bitmez namazlar, katı kurallar...


     Hoca anneleri ders veriyordu. Komşularımdan gidenler oldu. Genelde yapım itibari ile herşeye bodoslama dalan biri olarak kafamda soru işaretleri ile yaklaştım. Sorular sordum. Soru sormam bile rahatsız etti onları. Komşum hocasına benden bahsetmiş, hocasıda aman sakın onunla tartışmaya girme! demiş. Bana yönlendir, getir konuşalım diye eklemiş. Küçücük boyumla bir kaç sorumla korku vermişim onlara.

14.6.14

DERDİ DÜNYA OLANIN, DÜNYA KADAR DERDİ OLUR


"Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur." ( Hadid, 20)

Allahuekber!

Dünyanın, hayatın ve insanın yaratıcısı ne kadar doğru söylüyor. Bu dünyanın süsüne ve eğlencesine ne kolay kapılıyoruz.  Bize emanet olarak verilenlerle nasılda üstünlük yarışına giriyoruz. 

Etrafımda gördüğüm hayatların, şahit olduğum konuşmaların, muhatap olduğum soruların ve dinlediğim sorunların tek eksiği var: İslamsızlık... İslamsızlığında ötesinde insansızlık..
  
"...Abimin sahip olduğu iki kızı da evlenip onları terkettiler ve onları bir daha görmek istemiyorlar..."

"...Oğlum iki sene flört ettikten sonra nişanlanlandığı kızdan kültür farklılığından dolayı ayrıldı.."

"...Gücümüzü aşan bir masrafın altına girdiğimizden dolayı düğünde takılan tüm takılarım borca gitti..."

"...Kızım üniversite okurken kaldığı şehirde tanıştığı bir gençle evlenmek istiyor. Fakat o genci gözümüz hiç tutmadı..."

Vs... vs.....

Bugün bunlar gibi bir çok konuşmaya şahit oldum. Kelimeler boğazımda düğümlendi, içime akıttım sözlerimi sürekli.  İnsanların, evlerin, ailelerin, hayatların ne denli İslama aç olduğunu bir kez daha farkettim.  "Bunların tümünün ilacı Kur'an eczanesinde mevcut." diyesim geldi. Hemen anlatasım "Hiç paniğe kapılmayın! Hepsinin çözümü var." diye söyleyesim geldi. Acil zamanlarda sokak sokak nöbetçi eczane arayan insanların adeta alarm veren ruhları için hiç şifa aramamaları gerçekten hayret verici...

Ve şunu bir kez daha anladimki yaşamın gerçek gayesini çözememiş insanlar yığınla dert ve sorunla boğuşuyor. Problemleri onları meşgul ettikçe, meşguliyetleri onları hayatın gerçek gayesini farketmekten alıkoyuyor ve böyle bir kısır döngü içinde yaşayıp gidiyorlar. 

Ruhlarımızın tabibi bize ne güzel ölçüler koymuş ve bizi gelip geçici olana değil, hiç geçmeyecek ve bitmeyecek olana yönlendirmiş. 

"Kimin arzusu ahiret olursa, Allah onun kalbine zenginliğinden koyar ve işlerini derli toplu kılar; artık dünya ona ha­kir ( Küçülmüş ) olarak gelmeye başlar. Kimin hedefi de dünya olursa, Allah, i­ki gözünün arasına ( dünyanın ) fakirliğini koyar; işlerini de darmadağınık eder. Netice olarak; dünyadan da eline, ken­dine takdir edilmiş olandan fazlası geçmez .” (Tirmizi, Kıyamet 31, Hds.: 2467)

Vallahi O Allah'ın Resulüdür.  İnsanda beden ve ruh bütünlüğünün ne denli önemli olduğunu, ruhunu ihmal edenin dünyasını mamur etmesinin asla mümkün olmadığını Allah resulu sallallahu aleyhi ve sellem muhteşem bir şekilde özetlemiş.


Dertlerimiz, tasalarımız daha uzun vadeli olsun dostlar..  Daha ulvi amaçları olsun..



Akıllı insana yaraşır şekilde olsun...

UNUTMA! SENİ YOKTAN VAR EDEN, YAŞATAN, ÖLDÜRÜP TEKRAR DİRİLTECEK OLAN VE SENİ HESABA ÇEKECEK OLAN BİR YARATICIN VAR...



Burada ne yapıyoruz? 

Biz nereye gidiyoruz? 


Sanki her sabah uyandıktan sonra bize "Şovumuza hoşgeldiniz." denir gibi. Sakın sorular sormaya kalkma. Kalabalığı takip et. Çok çalış ve parasız kalmamak için elinden ne geliyorsa yap. Televizyonun sana söylediği herşeyi yap.  Saç stillerini, kıyafetleri,  hepsini taklit et. Ve çok düşünme.  Sana ne deniliyorsa sadece onu yap. Sana herşey çok ağır ve zor geldiğinde ise kendini alkole ver. 


Hala mı kafandaki sesleri duyuyorsun? O zaman radyoyu aç. Cinselliğin,  uyuşturucunun ve Rock n' Rollun yaşam stili öğrenebildiğin ve öğrenebileceğin yegane şey.   Fakat benim bir şeyi öğrenmem gerek. Tüm bu döngüde büyümek ve yaşlanmaktan daha fazlası olması gerekmez miydi? Yaşamak, ölmek ve başkalarına geçecek bir miras bırakmak.  Ben ruhumla bir kumar oynamak ve riziko almak için cesaretli değilim. Işte bu yüzden  mezarım üzerime kapanmadan cevabı gerçekten öğrenmem gerek. 

   
Tüm bunlar hayat ile ilgili basit sorular. Ve ben yalnızca cevapları aramaktayım. "Burda ne yapıyorum?" veya "Hayatın anlamı ne?"  "Neden buraya geldik?"  "Bizi kim böyle mükemmel hale getirdi?"  "Ve biz buradan ayrılınca neler olacak? " veya "Bu hayatı yaşamaya değer mi?" Kendimize bir cevap bulamadığımız bu sorular... 
Çünkü "Hayatın anlamı yok." demek daha kolay geliyor. "Varlığımız doğal bir olay." deyivermek. 

Peki burada sana şunu sormama izin ver: Kendini kendin mi yarattın? Ya da seni bu hale getiren başka birisi miydi? Ne yazikki tüm bunları farketmekten aciz görünüyorsun. 


Hatasız ve örneksiz olan sen yüksek bir zekanın,  yüksek bir anlayışın ürünüsün halbuki. Ve ben gerçekten akli ve gerçekçi konuşuyorum. Dünyada gözün dirayetine yakın hiçbir kamera yok.. Veya hiçbir bilgisayar yok ki insan beyni ile boy ölçüşsün. Fakat tüm dünya bir araya gelse, evet hepimiz bir araya gelsek, bir sineği bile yaratamazdık... Ne kadar da çok işaret var. Ve sen hepsini inkar ediyorsun.  


Bilim bir "hiç" ten tüm bu her şeyin geldiği fikrini haklı çıkarmaya çalışıp duruyor. Halbuki hesap çok basit: 0+0+0 hiçbir zaman 1 yapamaz. Tüm bu sistem nereden geliyor? Çünkü bir yapanı, bir başlangıcı,  bir "yaratıcı" sı var... Demek istediğim, eğer şu an bu videoyu izleyebiliyorsan, bu birisinin "yükle" tuşuna tıklaması ile mümkün olabildi. Bu yüzden büyük patlamaya inanabiliriz. Halbuki büyük patlamaya inanacağımıza, o patlamaya sebep olana inanmalıyız.  

ALLAH... Her şeyin ve tek tek her ruhun yaratıcısı.. Sonsuz, ölmeyen, alemlerin Rabbi, güç sahibi.. Yarattıklarından farklı,  akledebileceğimizinde üzerinde. Ve HAYIR! O ne bir insandır ne de bir eşi vardır. O tektir. Ve HAYIR! O bizi hiçbir zaman başı boş ve yalnız bırakmamıştır. Tüm imal edici, üreticiler gibi bize kullanma kılavuzları vermiştir: Kur'an ve Sünnet.

13.6.14

MÜZİK Mİ KUR'AN MI?

Selamun aleykum kardeşlerim…

İnsanoğlu kendi içinde çok çeşitlilik arzeden bir varlık malumunuz. Yeryüzündeki insan sayısı kadar değişik karakter, düşünce ve fikirler mevcut. İnsan yapısının farklılığı tabi ki çeşitlilik adına güzel. Yoksa her birimiz tek tip yapılara sahip olsaydık herhalde hayat çekilmez olurdu. 

Bu çeşitlilik yaşama dair kurallarda gündeme gelseydi nasıl olurdu peki? 
Mesela herkesin yalan  anlayışı başka olsaydı, haya anlayışı, ibadet anlayışı, sevgi, korku anlayışı? Bence, sence, falancaya, filancaya göre derken içinden çıkılmaz bir hal alırdı bu durum herhalde.

Yüce yaratıcımız 75 trilyon hücreden oluşan insanı özenle yaratmış ve aynı özenle insanın dünya ve sonsuz hayatı için en güzel yaşam kurallarını belirlemiştir. Sizinde malumunuz üzere bir eserin neye ihtiyacı olduğunu en iyi o eseri yapan bilir. 

“Zaten yaratan yarattığını hiç bilmez mi? O,  lâtiftir; her şeyden hakkıyle haberdârdır. (Mülk 14)
Bu Rabbimizin emrettigi en büyük şeyden en küçüğüne kadar böyledir. Rabbimizin her emrinde ve yasağında bizim için sayısız hikmetler vardır.

Kardeşlerim, müslümanlar yaşamlarında Rablerinin yasakladığı içki, kumar, zina gibi ameller ile aralarına hep mesafe koyup bu çirkin fiillerden kendilerini korumaya çalıştılar. Fakat tüm bunların ikiz kardeşi olan müzik konusunda malesef aldandılar. İslam alimlerinin şeytanın Kur’an’ı, yani sesi dediği müziği hafife aldılar. Bundan bir zarar gelmez sandılar. Zaten insan ne zaman bir şeyi küçük gördü önemsemedi, şeytan o zayıf yanından yaklaşıp insanı yendi. 

Müslümanlar olarak şunu çok iyi bilmeliyiz ki müzik her dönemde Kur’an’ın alternatifi olarak sunulmuştur. Bu Mekke döneminde de bu amaçla kullanılmış, bu günde bu amaçla kullanılmaktadır.
Mekke döneminde müziğin  bu amaçla kullanıldığını Yüce Rabbimiz bize ayetleri ile haber vermektedir. 

Allah subhanehu ve teala Lokman suresi 6.ayetinde söyle buyurmaktadir: 

"İnsanlar arasında bilgisizce Allah yolundan saptırmak için gerçeği boş sözlerle değişenler ve Allah yolunu alaya alanlar vardır. İşte horlayıcı azab onlar içindir.“

12.6.14

SAHABEVARİ GENÇLİĞİN EVLİLİK TEKLİFİ


                               Sevda Uğruna

...Gelen mektup beklediği mektuptu. Odasına geçip derhal açmıştı mektubu... İbrahim evlilik teklifi göndermişti.

İbrahim kendisine düşünmesi için uzunca bir süre vermiş, ''Niçin evleneceğinin'' net cevabını bulmasını istemişti. Şayet Allah için evlenecekse sonuna kadar kendisinin yanında olduğunu vurgulamış, eğer sadece duygu içinse, duyguların geçici ve çoğu zaman sağlıklı karar vermeye engel olduğunu belirtmişti. Evlilik için şartlarını sıralarken, Sevda'dan da isteklerini yazmasını talep etmişti.

İbrahim yazdığı mektubunda: ''Sevda Hanım hürmetlerimle

Allah'ın Rasulu buyurdular ki: ''Kadınla dört şeyden dolayı evlenilir: Malı, soyu, güzelliği ve dindarlığı. Sen dindar olanı seç, mutlu olursun." (Buhari, Nikah,15)

Buradan hareketle hayat nizamım olan İslam'ın direktiflerinden zerre ödün vermeden bu, nikah gibi önemli bir ibadeti yapmak istiyorum. Bu ibadetimi yerine getirirken de eş olarak düşündüğüm sizlerden beklentilerim şunlardır:

1. Aile temelimizde Tevhid olacak.

Tevhid temeli derken kastım şudur: Evimizde ne erkeğin ne kadının, ne büyüklerin ne geleneğin, ne demokratik kuralların ne modernist algıların, ne Kemalist rejimin ve ne de Avrupa normlarının değil, sadece ama sadece Allah'ın dediği hakim olacak. Tevhid'in özünü şu ayetle ifade etmeye çalışayım. Yegane İlahımız Allah, hayat kitabımız Kur'an- Kerim'in Hac suresinin yetmiş dördüncü ayetinde şöyle buyurmuştur:

''Allah'ın kadrini gereği gibi takdir edemediler, hakika Allah, yegane kaviy, yegane azizdir.''

Buradaki hakkıyla takdir elbette ki O'nu sahip olduğu tüm vasıf ve sıfatlarıyla bilip iman etmektir...
Evimizde tek söz sahibi Allah ve O'nun Rasulu olacaktır... İstisnasız her işte bu böyledir...

2. Evimiz kulluk prensibi üzerine bina olunmak zorundadır. Bu da takva ile icra edilmelidir...

''Ey İman edenler! Allah'tan nasıl korkmak gerekiyorsa öyle korkun, hakkı ile muttaki olun ve her halde müslüman olarak can verin...'' (Ali İmran: 102)

Gerektiği gibi korkma için, hayatı titiz yaşamak gerekir. Allah rızasına aykırı olan her şeyden birlikte yüz çevirmektir ailede takvadan kastımız... Bu konuda birbirimizin zevci olabilmektir amaç... Zevc ise bir bütünün yarısı demektir. Biri olmayınca öteki yarımın, yarım kalacağı, eksik kalacağı anlamında bir bütünün yarısıdır...

İşte biz de beraber kulluk yürüyüşü yapacaksak şayet: ''Birisi olmayınca ötekinin yarım kalacağı bir yol arkadaşı olmaktır amacımız.''

7.1.14

GERÇEK AMACIMIZA HİZMET ETMEYEN ROLLERİ BIRAKALIM, KUL OLALIM..


Selamun aleykum değerli dostlarım,

 Günlük koşuşturmalarımızın içinde neden var olduğumuzu, bu varoluş gayemizi nasıl gerçekleştirebileceğimizi, bu amaca uygun bir hayatı nasıl oluşturabileceğimizi düşünme fırsatı bulabiliyor muyuz hiç? 

Haydi bu gün biraz bunun üzerine düşünelim..

Öncelikli olarak sizinle, dikkatlerinizi çekmek istediğim konuyu çok güzel ifade eden bir hikaye paylaşmak istiyorum.

Hikaye bu ya.. Günlerden bir gün ormana canlılık getirmesi için aslanın emriyle şarkı yarışması düzenlenmiş. Kazanan ömür boyunca hiçbir hayvan tarafından saldırıya uğramayacakmış. Eşek, adaylardan biriymiş ve şarkısına başlamış. Ondan başka herkes kulaklarını kapatmış. Bilge ve anlayışlı kaplumbağadan başka kimse onu alkışlamamış.

Sırayla bütün hayvanlar hünerlerini göstermişler. Sıra bülbüle geldiği zaman, güle olan aşkını temsil eden bir beste söylemiş ve bütün orman duygusal bir havaya bürünmüş. Herkes bülbülün birinci olacağını düşünürken sıra papağana gelmiş.

Kendinden önce sahneye çıkan başta bülbül olmak üzere tüm hayvanların nefis bir taklidini yapmış. Onun bu becerisi aslanında çok hoşuna gitmiş.Tam papağan birinci seçilecekken yaşlı bilge kaplumbağa şöyle diyerek itiraz etmiş:

“Sevgili Kralım!  Biliyorsunuz bu yarışmaya herkes kendi sesiyle katılacaktı. Oysa biz papağanın kendi sesini dinleyemedik. Birde kendi sesinden bir şarkı dinleyelim, o zaman kararımızı veririz!”

Ancak papağan başkalarının sesini taklit etmekten kendi sesini unutmuş ve hiç bir şey söyleyememiş ve bülbül birinci olmuş.

Sevgili kardeşlerim bu gün bizim durumumuzda papağanınkinden farksız değil. Başka amaçların ve gayelerin peşinde koşturmaktan esas varoluş gayemizi ve amacımızı unutmuşuz.

Her birimiz bize dayatılan hayat tarzlarını benimseyerek onları gerçekleştireceğiz derken, hayatın manasından uzaklaşmışız.

Bize idol olarak sunulan kimselere benzemeye çabalarken özümüzden kopmuşuz.

Kendinden başka her şey olan papağan gibi, bizde malesef kendimizden gayri her şey haline dönüşmüşüz...  Tabiatımıza ters düşmüşüz.

Her birimiz bize kendimizi unutturan sahnelere itilmişiz ve aldığımız alkışlarla iyice kendimizden geçmişiz.

Peki sonuç kardeşlerim; amaçsız ve gayesiz yığınlar, paramparça ve mutsuz hayatlar, şahsiyetsiz şahıslar, bunalımlar, buhranlar...

Bunların tek çaresi insanın özüne dönmesi, ne için var edildiğini sorgulaması ve bunu kendisini var edene sormasıdır. Soralım bakalım yaratıcımıza ne cevap alacağız.

Rabbimiz buyuruyor:

“ Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etmeleri için yarattım.” (Zariyat, 56)

Hepimiz kul olmak için var olmuşuz ve ancak kul olabildiğimiz, kul kalabildiğimiz müddetçe kendimizin, hayatın, kainatın sırrına vakıf olabilir ve bu sayede saadet ve mutluluğu yakalayabiliriz.

Her şey olmayı bırakıp sadece kul olalım kardeşlerim..  Sadece kul..  

Nasıl kulluk yapacağımızı sorgulayalım...

1.1.14

KAPKARANLIK BİR GECEYDİ..



Esselamu aleykum kardeşlerim,

Çok gürültülü ve karanlık bir gecenin ardından bizi bu aydınlık ve sessiz ve sakin bir güne çıkaran Rabbime hamdolsun. 

Öyle gürültülü ve karanlık bir geceydi ki dün gece patlattıkları onca bombaların ışığı yetmedi gökyüzünü aydınlatmaya. 

Akıllarınca tarihde atalarının yaptığı gibi kötü ruhları kovarak giriyorlardı yeni yılın ilk dakikalarına. 

Ya kendi ruhlarının hali..  Kendi kötülükleri...  kovdukları ruhlara taş çıkaran halleri.

O an o kadar gürültünün ve pervasızlığın içinde ölmekten çok korktum. Ölüpde sorumlu olmaktan..

Onların içinde bulunmaktan..

Ama nereye gidilir ki, her yer onlar gibilerle dolu değil mi?

Rabbimiz bizleri affet. Rabbimiz bizlerin acizliğini affet. Rabbimiz çaresizliğimizi affet. Rabbimiz kabullenilmiş çaresizliklerden bizi kurtar. Bize bilinç ver. Amiiin Ya Rabbi..

21.11.13

MUHABBET VE ÖZLEMLE



Esselamu aleykum kardeşlerim..

Her birinizi muhabbetle ve özlemle selamlıyorum. Kendi elimde olmayan sebeplerden dolayı uzun zamandır yazamadığım, sizinle paylaşımda bulunamadığım için hakkınızı helal edin. Bu süre içerisinde beni merak eden, sorup soruşturan, ulaşmaya çalışan ve hatta yazamayışımın sebebini kendinde arayan kardeşlerimden Rabbim razı olsun. Rabbim hatırlanmanın en çok fayda vereceği günde onları unutmasın ve şefaat sahiplerine de unutturmasın. 

Değerli kardeşlerim, 

Yukarıdaki tek gülü ben her birinize kendi elimle tek tek hediye ediyor muşum gibi düşünerek kabul edin. Sizin için en tazesini seçmeye çalıştım. Önümüzdeki en yakın zaman içinde dünya ve ahiretimiz için faydalı paylaşımlarda buluşmak dileği ile inşaAllah...
Hepiniz Allah'a emanet olun..






21.8.13

İNSANLIK KAYBOLMUŞ GÖREN VAR MI?



Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu kardeşlerim..

Bayramdan bu yana sizlerle burda buluşmak bu güne nasipmiş. Zira günlerdir ne yazacağımı, nasıl yazacağımı bilemez bir haldeyim.  

Kelimeler, cümleler beynimde uçuştuğu halde yüreğimin acısından onları bir sıraya koyup yazamadım nedense.

Aslında görüp duyduklarımı, şahit olduklarımı, olmak zorunda kaldıklarımı satırlara dökecek kelimeler bulamadım. En sonunda yukarıdaki başlık geldi aklıma evet dedim en güzel bu sözler anlatıyor hissettiklerimi...  En güzel bu sözler tarif ediyor gördüklerimi.. 

İNSANLIK KAYBOLMUŞ GÖREN VAR MI?

Sahi kardeşlerim nasıl bir kaybolmadır ki bu, kardeşlerimizin en zor gününde yanında olmak yerine onlara kusur bulmayı tercih ediyoruz?

Sahi kardeşlerim nasıl bir kaybolmadır ki bu, kardeşlerimiz Filistin için, despot krallarından bıkmış mazlum halklara ümit ışığı olmak için, ümmetin geleceği için mücadele ederken,  canlarından geçerken biz rahat koltuklarımızda kritik yapmayı tercih ediyoruz?

 Sahi kardeşlerim nasıl bir kaybolmadır ki bu, sadece müslüman oldukları için öldürülen insanlara karşı görmemezlik ve bilmemezlik ayaklarına yatabiliyoruz?

Din kardeşliğini geçtim insani hasletlerimizi hangi ara bu denli yitirdik ki insani yönümüz bir türlü galayane gelmiyor?

Yoksa sahip olduğumuz ilimler, tabi olduğumuz hocalar, takip ettiğimiz kişiler bize oluk oluk insan (müslüman) kanı akarken dahi insani duygularımızı bu denli kontrol edebilme yeteneğimi kazandırdı?


Ben şuan sadece  insanı değerlere sahip kişiler arıyorum. Körelmemiş civdanlara sahip kişiler..  Kiralanmamış akıllara sahip kişiler..   Sadece insan arıyorum kardeşlerim sadece insan..  Bilen ve gören var mı?

Saliha Yıldız


DÜNYA ŞEFFAFLAŞIYOR FARKINDA MISINIZ ?



Esselamu aleykum ve rahmetullah kardeşlerim.. 

Mutlaka hepiniz bir şekilde okumuşsunuzdur siyer kitaplarında Mekke müşriklerinin helvadan putlar yapıp aç kaldıklarında da o putları yediklerini.  Yani kendi değerlerini kendileri belirleyip, menfaatleri söz konusu olduğunda da o değerleri kendilerinin yok ettiklerini..

Mekke döneminde herşey çok şeffafdı. Helvadan putları kimin yaptığı ve menfaati söz konusu olduğunda da kimin yok ettiği  apaçıkdı. Ama daha sonra Medine dönemi geldi ki, işte puslu, sisli havalarda tam anlamıyla ondan sonra yaşandı. Belkide taa günümüze kadar.. 

Belkide o günden bu güne hava hiç bu kadar açık, dünya hiç bu kadar şeffaf olmamıştı. Mısırlı kardeşlerimiz gözlerimize billurdan öyle gözlükler taktı ki, bu sayede kafirlerin ne denli helvadan putlara sahip olduğunu, içimizde bizdenmiş gibi görünen nice münafıkların bulunduğunu ayrıntıları ile görebilme imkanına sahip olduk.

Belkide o günden bu güne kral hiç bu kadar çıplak olmamıştı. Hatta birçoğumuz dahi demokrasi denen ve İslamla özdeşleştirilmeye çalışılan sisteme tebessüm ile bakar ve göz kırpar olmuştuk. Mısırlı kardeşlerimizin sayesinde demokrasinin sadece helvadan bir put olduğunu daha iyi idrak etmiş olduk.

Hiç bu denli belli edip açığa vurmamıştı kendilerini içimizdeki münafıklar..  Ve hiç zulme bu denli sessiz kalındığına şahit olmamıştık. Ve zulme bu denli açık açık destek olunduğuna..

Değerlerini kaybetmemiş insanların ve basiret sahibi müminlerin görebilmesi için hiç bu kadar net olmamıştı olaylar..  Sanki tarih tekerrür ediyor ve tekrar bir Mekke dönemi yaşanıyor..

Helvadan putlar yapıp sonra da onları yiyenlerle, hak için mücadele edip hak’kın yanında duranların safları hiç bu kadar belirginleşip ayrışmamışdı.

Yaşadıklarımız çok büyük dersler veriyor bizlere kardeşlerim, çok büyük mesajlar..  Anlayabilene.. İdrak edene..  Mesajları doğru okuyabilene.. 



Rabbim hepimize doğru görebilmeyi, doğru tahlil edebilmeyi ve olayları doğru okuyabilmeyi nasip etsin. 

Rabbim dünya sahnesinin bu denli şeffaflaşmasını sağlayan, bizim bunları anlayabilmemiz için mücadele ederek canlarını ortaya koyan Mısırlı kardeşlerimizin fedakarlıklarını en güzel mükafatla mükafatlandırsın.  

Rabbim hepimizi imtihanlarında başarılı kılsın. Amiiin..

Saliha Yıldız

8.8.13

SEVVAL ORUCUNUN FAZILETI


Selamun aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu Rabbimin arınmış kulları...

Arınma ayı olan Ramazan ayını bu gün itibari ile ardımızda bıraktık ve Şevval ayını karşılıyoruz. Allah Resulu sallallahu aleyhi ve sellem Ramazan ayında yapmış olduğumuz ibadetleri adeta taçlandırmamıza vesile olacak bir fırsatı bize haber veriyor. Şevval ayında tutulacak 6 gün oruç ile tüm seneyi oruçlu geçirmiş kabul edileceğini bize müjdeliyor. 

Bu müjdeleri gelin hep beraber okuyalım

(Resimlerin üzerine tıklayarak dosyaları açabilirsiniz)






28.7.13

ÖMRÜMÜZE ÖMÜR KATACAK FIRSAT: RAMAZANIN SON ON GÜNÜ VE KADİR GECESİ


Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu

   Senenin en özel zaman diliminde en güzel günlere yaklaşırken Rabbimin özel kulları olan sizler, siz değerli kardeşlerim nasılsınız? Gönlünüz ve sıhhatiniz nasıl? Ramazan ayının barındırdığı bereketlerden istifade edebiliyor musunuz? Bu değerli zaman diliminde sona doğru yaklaşırken kendinizi arınmış hissediyor musunuz?

   Senelik bir yarışın son demlerindeyiz bu günlerde ki, bu günler ömrümüze ömür katan, ömür sermayemizi bin yıllarla katlama imkanı sunan günler. Anlatıldığına göre eski ümmetler bize nazaran çok daha uzun ömürlü ve bunun sonucu olarakda Allah’a çok daha ibadet edebilme ve kulluk yapabilme imkanına sahip olan insanlarmış. Allah Resulünün ümmeti ise kendisininde belirttiği gibi ömrü ortalama 60 ile 70 yıl arası olan bir ümmet. Adaletlilerin en hayırlısı olan Rabbimizin sonsuz rahmeti gereği bize öyle bir imkan vermiş ki, bu imkan sayesinde eski ümmetler kadar yaşamadan eski ümmetler kadar sevaba ve mükafata erişebilme imkanı sunmuş.  O’na yarattıklarının adedince hamd olsun. Bize sunulan bu imkan dünyada uzun yıllar yaşamadan, onca sene yaşamın  imtihanlarına katlanmadan direk fırsatlarına sahip olmadır. Bu imkan ve fırsatta “Kadir gecesi” dir kardeşlerim.

   Rabbimizin Kur’an’da ayeti ile açıkca belirttiği ve “Bin aydan daha hayırlıdır” dediği kadir gecesidir.

1-         Gerçek şu ki, biz Kur'ânı Kadir gecesinde indirdik.
2-         Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?
3-         Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.
4-         Melekler ve Cebrail, o gece, Rablerinin iziyle her türlü iş için inerler.
5-         O gece, tan yeri ağarıncaya kadar süren bir selamettir.

Dünya ve ahiret saadetimizin anahtarı olan mesajın dünya semasına inmeye başladığı gece olan bu gece sene içerisinde en önemli gecedir. O mesaj ki, insanlığı zifiri karanlıklardan, nurun aydınlığına çıkarmıştır. Kendisine kulak verene saadetlerin en büyüğünü yaşatmıştır. İnsanı kainatın büyüklüğü içinde bir nokta dahi değilken, kainatın efendisi olabilme imkanı ile şereflendirmiştir.