Niyetin önemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Niyetin önemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.6.13

İBADETLERDE NİYETİN YERİ DİL Mİ? KALP Mİ?


Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu

     Kardeşlerim, bu yazımızda toplumumuzda doğru olduğu düşünülerek yapılan bir yanlışdan bahsedeceğiz. Bu yanlış çok önemli bir konu olmasına rağmen çok yaygın olarak uygulanmaktadır. Bu bütün amellerimizin geçerli olabilmesi en birinci şart olan niyetle ilgilidir.

     Allah Resulu sallallahu aleyhi ve sellem amellerimizin kabulu için niyetin ne kadar önemli olduğunu vurguladığı hadis şöyledir:
"Ameller ancak niyetlere göredir. Herkese niyetinin karşılığı vardır..." (Buhari, Muslim)

     Bütün amellerimiz, o amelleri yaparkenki niyetimize bağlıdır. Niyet ettiğimiz şeye göre değer kazanır ve sadece onun karşılığını alırız. Amellerimizin kabulu için niyetin yanısıra bir şart daha vardırki o da Allah Resulunun sünnetine uygun olmasıdır.  Onun sünnetine uymayan hiçbir amel Rabbimiz katında makbul değildir. Bunu bize açıklayan hadis ise şöyledir:

Rasulullah sallAllahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
 “Dine sonradan sokulan her şey bid’attır, her bid’at dalalettir ve her dalalet ateştedir.” (Buhari, Muslim)

     Kardeşlerim herhangi bir ameli yerine getirirken en önemli kural olan niyeti genellikle dilimizle yapmaktayız. Bu yanlış bir uygulamadır. Çünkü ameller çeşit çeşit olduğu gibi o amelleri yerine getiren uzuvlarımızda çeşitlidir. Niyet kalbimizle yerine getirmemiz gereken bir ameldir. Niyetin yeri kalpdir. Bunu niyetin ne anlama geldiğine baktığımızda rahatlıkla görüyoruz.

7.6.13

AMELLER NİYETLERE GÖREDİR

بسم الله الرحمن الرحيم

 Mü’minlerin emiri Ömer bin Hattab radıyallahu anh’dan, dedi ki:

“Rasulullah’ı sallallahu aleyhi ve sellem’den işittim buyurduki:
“Ameller niyetlere göredir, herkese niyet ettiği vardır, kimin hicreti Allah ve Rasulüneyse, hicreti (gerçekten) Allah ve Rasulünedir, kiminde hicreti kazanmak istediği bir dünyalık veya nikahlanmak istediği bir kadın içinse hicretide (gerçekte) hicret ettiği şeyedir” (Buhari ve Müslim rivayet etti.)

   Nasıl Kur’an ayetlerinin inişine sebep olan birtakım olaylar ve sorular varsa ki, biz bunlara “sebeb-i nüzul” diyoruz, hadislerin de bir “sebeb-i vürudu” vardır.
İbn Hacer, “Fethu’l-Bari”de bu hadisin sebeb-i vürudu ile ilgili şöyle bir olay anlatır: Rasulüllah’ın Medine’ye hicret etmesi üzerine, Müslümanlar Mekke’yi terk ederler. Muhacirlerden bir hanım sahabiye olan Ümmü Kays da, Medine’ye hicret etmek ister. Bu arada bir sahabi Ümmü Kays’a evlenmek üzere talip olmuş, kadın da, “Benimle Medine’ye hicret edersen seninle orada evlenirim.” demiştir. Bu sahabe Medine’ye hicret etmeye gönlü olmadığı hâlde, sırf o kadınla evlenmek için Medine’ye hicret etmiş ve sonra da orada evlenmişlerdir. Sırf Ümmü Kays’la evlenmek için hicret eden bu şahsın niyeti, sahabe arasında bilindiği için bu kişiye; “Muhaciru Ümmi Kays” (Ümmü Kays’ın muhaciri) lakabı takılmıştır. (el-Askalanî, İbn Hacer, Fethu’l-Barî, Kahire, 1986, I, 24) Durum Hz. Peygambere ulaşınca Allah Resulu sallallahu aleyhi ve selleme ulaşınca bu hadisi söylemiştir.

   Demek ki, hicret için niyetin halis olması yani sadece Allah rızası için yapılması gerekir. Hem evlenmek gibi dünyevi bir maksat hem de hicret gibi bir niyet beraber olabilir. Ancak birinci ve esas niyetin ne olduğu önemlidir. Örneğin oruç tutup bununla hem ibadet ve hem de perhiz niyet edenin hâli de böyledir. Sırf perhiz için tutulan orucun sevabı yoksa da, her ikisine niyet edene, niyetinin derecesine göre bir sevap vardır. İşte bütün ameller böyledir, niyetimizde Allah rızası galip olursa sevap alırız, değilse hiçbir sevap alamayız.